27 Haziran 2009 Cumartesi

bir şiir seyri


yırtık defterlerden şiirler
dökülmüş kıyısın bir istanbul

soluğu yunus telaşında ağlardı
kronik seslerden kalma bir çağ
durmadan o simbiyoz denize

iskenderiye
eski uygarlıklar vurmuş akdenize

zil gana
kervan sesleri
bir azınlığın gidişi çanlarında
yırtık papürisler
aşka dair ne varsa

durup dururken oynaşmayı bekleyen
bir horon şimdi

ey istanbul bir şiir dikeceğim
köpüklü şairlerinden kurtulacak
göğsüne diktiğim çağ

21 Mart 2009 Cumartesi

defaksiyon




--------------------------------------------------------------------------------

1.

sürmelim keyif çattığım
yıkandığım topraklarda
kuru havuzdun

kuşlara sattım kirlerimi

kırılabilir kanadında sandaletim
yürüdüğün tırnaklara nakıstı
tırmandığım gökyüzü

bir şapkaydım başına gülen
ağır şarkılar derdim kırlardan
sonbahar hüzünleri taşmış harmanlar

gökyüzü sürmüş yere
gökyüzü bilmiş dere
sesimde çıyanların

sana güller gitmedim
karanfil kokmadım ağzında
işkembe süvari yalnızlığı
hiç sevişmedim

güldürmedim akları bir daha
yalnızlığa kör tıraşları


2.

düşün sularında ısınan göçebeyim
tüm varlığımı malına bildin
susuzdum açtım yoksuldum
gezintim suratında berhava

düğmeler ilikledi sulardan
derin ömrüm
sabahlar uyandı sakalında
karayı aklayan

sandaldım sandın etim
karıncalar ordusu beynim
düşündükçe bir deniz orda
çekildi sularıma

karaydım kapkara karşında
sarışın düello halim

3.

bir zaman geldin amanı
ahım bir kuş kanadı
uçtu yuvasından
uçuş o uçuş

der ter demeden ovaları
göğsüne dinlediğim
kalbimin yırtık teki
bana bol geldi

sesim karışır tırnağına
dişlerin serdikçe beni
ey tohum çimde gel
yağmur buralı

anlam kargaşasında ayıkla güneşi
çam değil uzanan
dalına konmuş iğnesi

batır acı kalbime
bal eylesin sıvası

4.


kalbime astım gülüşlerini
resim oldum çatında
alnının her saati

uzunca kaldım yaz güneşi
sarardım keyifle
çatlayan dudağında

şemsiyesiz
yağmurlar öptüm

dilimde dilin ıslaklığı
çamurlu geçmişim
anaç sevda heykeli

sıvazladı esmerliği
toprağa yan yatıp
bir tarih dikildim

eteğin yırtmacından
beni bir rüzgar sandı
öptüğüm kargalar

kıştım kıştım
alnımın çatısında güvercin pisliği

5.

uçtum kalbinin sıvasından
döküldüm donuk mayıslar

Hüseyin Bozkurt

05 Mart 2009 Perşembe

beyaz çekilir geceler




ne zaman kalksa bir otobüs
yol oluyorum sevdiğime doğru

şeritler
ezberlediğim güller yan çiziyor sonra
açııyor bir yerlerde unuttuğum gülüşler

sonra buzlu bir rakı silkiyorum
huyumdan aşağı
bir mola anı
anlıyor ve de hınzırca gülümsüyor geçtiklerim

aklıma söz geçiriyor durmadan ..çektiklerim

kaçsam bir dostun rakısından
anlıyorum
alınır papatyalar
kırlar varmaz anasona
endişeler bunalır yersizlikten

bırakıyorum
aklı
bir daha düşmüyor kimse

ve sonra kar yağıyorum ..kar yağıyor
aklımda
siyah bir leke

bir dostun gülüşünde
kalıyorum uzunca

beyaz çekiliyor geceler


Hüseyin Bozkurt

10 Şubat 2009 Salı

cıks

geceler gündüz
farkında değil uyuyan karanlık

08 Temmuz 2008 Salı


kızkulesi..egzotik ve gizem dansı


ne kadar şair varsa
o boylu kızkulesi
öyle yalnız ve geçkin
bir yaşlı derin mavi..

adına şiirler serilmiş
çitlerken kelebek düşleri
sahi leandros hera için
bir pul bir yaldız vermiş

orda tut ve kal aşkların en dirisi
şafak kenarına ilişmişken sular
yakasında bir yanan
hiç sönmeyen fener

ne kadar şair varsa
ruhlarının göğsüne
dik vurur kızkulesi

Hüseyin Bozkurt

ZIPZIP







Sıska bacakları utangaç tavırla
Yamalı pantolona çekti gök

Bir yağmur boşaldı
Zıpzıp oynayan çocuklar muşamba rengi

Gözleri sivri uçlu
Okul yüzüydü

Genziyordu hüzünlü şapkasında hüt hüt kuşunun

Mezarlık kıyısında
Ecelini zıpzıpıyla değiştiren çocuk



Hüseyin Bozkurt

Kandid uslanmaz çocukluğum





anlamı bilen renklerin ayırdındadır söz..esrarengiz alayında hak etmek onca günahı

sözlerin rengi var demiş bir yerinde..sevgili
tenha çekiyor dudaklarında

kuşkulu öpücükler yağmur gezintisi bir vapur sonrası

ateş kül ve gri gökyüzü bir arada..çarmıha verilmiş topu
çocuklar oyun istemekte haklı

Ahmet Abi..çocukluk taşınan bir şey midir
büyükler niçin seyirci

ağzıma gül veren kadınlar çamaşırlarını unutmuş yastık altlarında

yıkıyorum ellerimi bırakılan sislerle

onarıyor bir çocuk tedirginliğinde suyu gözlerim


dekor tamamlayan gövdem başka yürüyor Ahmet Abi

gözlerim yaşlanmak istemiyor ..öte yanım ölüm mevsimi


ağaçlar niçin küs kuşlara

keskin bir elma derinliğinde çiziyor yüzümü


bilinci ayıyorum..bilinci söküp kınından

bir yaz yağmuru kanıyorum

hiç bir şey bilmiyor damar..aktığı onca yol dişetlerimden

çıldırasıya dövüyor bir çoban kavalını


saçlarım bakır rengi buruyor hayatı..saçlarım uzun bir gece değil artık

bir çantanın ince gözlerine düşmüş yaprak


bir kaç kırık not kalmış Volt..kandid uslanmaz çocukluğum

hiç bir arayış çekmedi

kapıkulları..sultan pazarında salınan bir dişi geyik..yalıkuşları ardında


durdurak demeden yaşıyor muyuz Ahmet Abi



Hüseyin Bozkurt

http://www.HBozkurt.blogcu.com