1 Eylül 2013 Pazar
ZILGI
düşündüm de un ufak dünyayı
bir koltuğa vermişler
ninniler dizinin dilinde
küçük ağrı
yürümüş kırlara
sermayesi şiir çağrı
pörsümüş dinlemekten onca cin
atın kalbinizde katranı
bir başak sesine
başucunda ay
dalgın bir deniz
kolum uzundur umurunda
su çeken pembe rüyadır
çılgın koşuşturmalar yokluğuna
arasım zılgıtım patlayan çıbanım
Hüseyin Bozkurt
DÜNYA
DÜNYA
bir sabah taşıdın bana
fesleğen kokulu akşamlarını
sardım sarıldım
çok söz iliğimde
kırınca belini rüzgar
okul yolunda saçlarımı
hiç sınıfta kalmadım
korkum erken uçuşlara
erken kalkışlara sarınca
umudu yerli bir akbaba
hınzır bekleyişler somurtur
boğ dur içimdeki isyanı
üşüyen ruhumu bile bile
bir odun sesi duyulursa
bilin ki bilgi intihardır
resmi evraklar yutmuş bir balık
lodoslar geldim monami..monami
karbon süzülen bir hazan
yayıldıkça döşünden
uzun kimlikler giydim
saçlarından bir gece
akşama sırtını dönmüş
ayak uyduramayan dünya
HÜSEYİN BOZKURT
bir sabah taşıdın bana
fesleğen kokulu akşamlarını
sardım sarıldım
çok söz iliğimde
kırınca belini rüzgar
okul yolunda saçlarımı
hiç sınıfta kalmadım
korkum erken uçuşlara
erken kalkışlara sarınca
umudu yerli bir akbaba
hınzır bekleyişler somurtur
boğ dur içimdeki isyanı
üşüyen ruhumu bile bile
bir odun sesi duyulursa
bilin ki bilgi intihardır
resmi evraklar yutmuş bir balık
lodoslar geldim monami..monami
karbon süzülen bir hazan
yayıldıkça döşünden
uzun kimlikler giydim
saçlarından bir gece
akşama sırtını dönmüş
ayak uyduramayan dünya
HÜSEYİN BOZKURT
18 Şubat 2012 Cumartesi
koşullamalar
Ya nar yanarsın
biri söylesin şu yağan kış güneşi
ölü bir resim duruyor çerçevede
aklıma güzel şeyler geliyor
ben eskiden hiç büyümemiştim
büyüsü olgun bir çerçevede deliler
kıs kıs gülerken
içimde bollaşan yüzünü
öptüm dediler
kapanmış köy yollarıyım sanki
açacak bir göğsüm yok şöyle iri iri memeler
başkaldıran dizelerde uçuk bir anlam
ne desem başımda soğuk pencere
bilmediğim yerlere bakar artık
üç kişi omzunda sarı sıcak ilmekler
aklım karışık bir besmele
yaşadığıma hükmet sevinmiş ol
bir şişe şarap çağır saçlarınla
kızıl kıyamet kopsun sonrası
el pençe durmaktan aşka
belli ki koalisyona hazır değil serçeler
saçaklarda ürkekçe endişeler
sıçrayışlar kuşağı belimdeki
başımda telgraf direkleri
geçiyor kalabalık şiirler
lakin içim bir hoş değil bihoş
yüzümde dalgınlığın biri
biri söylesin şu yağan yağmur
sonrası tipiye çevrilen dağlar
tipimde büyük değişiklik yok
içimin arzusu kapalı şişe
bir deniz boşluğunda
eyleşip durur gemileri
bir bardak içinde sözün
köpürtüye durmak nasıldır
dudaklarımda bir tebessüm bulutu
gözlerin altına yerleşir
susamam gittiğim yerler peşimde kangal
karlı köy yolları
bacasında öksüzlük çıkan
beynimde çimli düşünceler
sus aç gözlerini eğil içimdeki saraya
ben delinin tekiyim
ayaklarının biri
başım gittiğine yanar sen öptüğüne
kırlaşmış aklıma bir teker takılır
sen dünya ben yollar
sen dağlar ben sepilmiş mayın
bir sonu elbet vazgeçer içim
arzu besleyen kısraklar kaşa doğru
delisiyim arzunun ham gözlerinde
kara ışıltılar saçarak
denizden gelmiş densize doğru
belli ki bir ölüm çukuru
sığınmış olabilirim gözlerinin altına
kirpiklerini açık tut
sonra kırp beni
Hüseyin Bozkurt
biri söylesin şu yağan kış güneşi
ölü bir resim duruyor çerçevede
aklıma güzel şeyler geliyor
ben eskiden hiç büyümemiştim
büyüsü olgun bir çerçevede deliler
kıs kıs gülerken
içimde bollaşan yüzünü
öptüm dediler
kapanmış köy yollarıyım sanki
açacak bir göğsüm yok şöyle iri iri memeler
başkaldıran dizelerde uçuk bir anlam
ne desem başımda soğuk pencere
bilmediğim yerlere bakar artık
üç kişi omzunda sarı sıcak ilmekler
aklım karışık bir besmele
yaşadığıma hükmet sevinmiş ol
bir şişe şarap çağır saçlarınla
kızıl kıyamet kopsun sonrası
el pençe durmaktan aşka
belli ki koalisyona hazır değil serçeler
saçaklarda ürkekçe endişeler
sıçrayışlar kuşağı belimdeki
başımda telgraf direkleri
geçiyor kalabalık şiirler
lakin içim bir hoş değil bihoş
yüzümde dalgınlığın biri
biri söylesin şu yağan yağmur
sonrası tipiye çevrilen dağlar
tipimde büyük değişiklik yok
içimin arzusu kapalı şişe
bir deniz boşluğunda
eyleşip durur gemileri
bir bardak içinde sözün
köpürtüye durmak nasıldır
dudaklarımda bir tebessüm bulutu
gözlerin altına yerleşir
susamam gittiğim yerler peşimde kangal
karlı köy yolları
bacasında öksüzlük çıkan
beynimde çimli düşünceler
sus aç gözlerini eğil içimdeki saraya
ben delinin tekiyim
ayaklarının biri
başım gittiğine yanar sen öptüğüne
kırlaşmış aklıma bir teker takılır
sen dünya ben yollar
sen dağlar ben sepilmiş mayın
bir sonu elbet vazgeçer içim
arzu besleyen kısraklar kaşa doğru
delisiyim arzunun ham gözlerinde
kara ışıltılar saçarak
denizden gelmiş densize doğru
belli ki bir ölüm çukuru
sığınmış olabilirim gözlerinin altına
kirpiklerini açık tut
sonra kırp beni
Hüseyin Bozkurt
19 Ocak 2011 Çarşamba
aşkımız yanıyor birden
aşkımız yanıyor birden
kalbim her pazar kapalı
senin açtığın yok uykuya gözlerini
bir çiçek uzuyorsun yastığımda
öpüp kokluyorum öpüp sarıyorum
içim can parçası bir tulum giyiniyor
yoğun emek kumpası
siliyorum gözümden sana açmayan dünyayı
bir düş besliyorum
düşümde heyecan oluyorsun birden
fırtına deresi palandöken borçka
bir şavşat türküsü törpülüyor dilimi
bir de sen öyle uzun saçları çavlan
bir ezgi döküyorsun içime
manastırda saçlarını tarıyor gölgem
bir zencinin bilinmeyen hüznü
arıktan su çekiyor içlere
aşkım göveriyor birden
bir zeytinlik eziyorsun içimde
kara sözler bilmedi varlığım
indi bir denizin yüzüne paşam
haydar içli bir şarkı saçlarında
efil efil yanıyor bir atlas bir sigara
seviyorum denize karşı duruşunu
deniz daha çok seviyor şımartıyor
köpürtüyor sevdayı
elini elimle doluyorsun beline
aşkımız yanıyor birden
seni istanbul geldim
seni dudaklarımda yanık
bir izmaritin peşinde
Hüseyin Bozkurt
kalbim her pazar kapalı
senin açtığın yok uykuya gözlerini
bir çiçek uzuyorsun yastığımda
öpüp kokluyorum öpüp sarıyorum
içim can parçası bir tulum giyiniyor
yoğun emek kumpası
siliyorum gözümden sana açmayan dünyayı
bir düş besliyorum
düşümde heyecan oluyorsun birden
fırtına deresi palandöken borçka
bir şavşat türküsü törpülüyor dilimi
bir de sen öyle uzun saçları çavlan
bir ezgi döküyorsun içime
manastırda saçlarını tarıyor gölgem
bir zencinin bilinmeyen hüznü
arıktan su çekiyor içlere
aşkım göveriyor birden
bir zeytinlik eziyorsun içimde
kara sözler bilmedi varlığım
indi bir denizin yüzüne paşam
haydar içli bir şarkı saçlarında
efil efil yanıyor bir atlas bir sigara
seviyorum denize karşı duruşunu
deniz daha çok seviyor şımartıyor
köpürtüyor sevdayı
elini elimle doluyorsun beline
aşkımız yanıyor birden
seni istanbul geldim
seni dudaklarımda yanık
bir izmaritin peşinde
Hüseyin Bozkurt
13 Ocak 2010 Çarşamba
düşlere yağan çekince
yüzüne kalsam: uçurum
yanağından söz eder avlu
öpsem ..yorulsam
düşsem yaralarına
kansam kanasam saatlerce
kabuk bağlasam
bir söz alsam çam ağacı
kar tutan yokluğa
beyaz gülüşler içerden
kalbine değecek kadar ıslak
nameler gelecek
ahşabı süpüren gelincik
kiremitlerde baygın kokusu toprak
mendilim ateşte
katlayacağım şiirler sevgilim
ne zaman bir martı gökyüzünde
saçlarım bulut bir kaç dize
okul yolu bir çift belik
sınıfı geçmiş uzaktan
sisli düşlere yağan çekince
geçmişi yeniden giydir
terziye aşkların ölçüsünü ver
gün görsün dünya
yer bulsun ayak
hangi düşü biçsem gözlerim iplik
söz teyellenmiş arzu
çığ yeniden tenine
süpür beklenti yumağını
bu yokuş yaş tutmuyor
kaygan sevinç köprüsü
tırmanıyor belden yukarı
aşk tutunmuyor
doğurduğuna kesse kurdele derin çığlıklar beslemiş uyku
kalbim bağlanmıyor
kalbim süte kesik
at aşağı ot beni
çocuk sesi kesilmiş meltem
büyümeyi sokaklarda unutmuş eşik
bir yol
ikindi sonrası iyi gelmiyor
kanıyor pencereden
bir güle sessizliğim
çamaşırlar serili merdiven
yakamda hayal çiçeğin
savrulsam gücü kalmasa ayrılığın
Hüseyin Bozkurt
yanağından söz eder avlu
öpsem ..yorulsam
düşsem yaralarına
kansam kanasam saatlerce
kabuk bağlasam
bir söz alsam çam ağacı
kar tutan yokluğa
beyaz gülüşler içerden
kalbine değecek kadar ıslak
nameler gelecek
ahşabı süpüren gelincik
kiremitlerde baygın kokusu toprak
mendilim ateşte
katlayacağım şiirler sevgilim
ne zaman bir martı gökyüzünde
saçlarım bulut bir kaç dize
okul yolu bir çift belik
sınıfı geçmiş uzaktan
sisli düşlere yağan çekince
geçmişi yeniden giydir
terziye aşkların ölçüsünü ver
gün görsün dünya
yer bulsun ayak
hangi düşü biçsem gözlerim iplik
söz teyellenmiş arzu
çığ yeniden tenine
süpür beklenti yumağını
bu yokuş yaş tutmuyor
kaygan sevinç köprüsü
tırmanıyor belden yukarı
aşk tutunmuyor
doğurduğuna kesse kurdele derin çığlıklar beslemiş uyku
kalbim bağlanmıyor
kalbim süte kesik
at aşağı ot beni
çocuk sesi kesilmiş meltem
büyümeyi sokaklarda unutmuş eşik
bir yol
ikindi sonrası iyi gelmiyor
kanıyor pencereden
bir güle sessizliğim
çamaşırlar serili merdiven
yakamda hayal çiçeğin
savrulsam gücü kalmasa ayrılığın
Hüseyin Bozkurt
30 Aralık 2009 Çarşamba
sığ sularında ömrün
denize boğulunca..
aşkı nehire gömdüm//
--uyandım düşleri dibinde bir bambunun
:::geçerken karşıya:::
kırlandı bir tutam çayır
uzun çavlanlarda atlayan kuzuydu uykum
bakındım bir hayat peşimde susuyor<<<
>>zıplıyor çenesinde durgunluğum
neymiş !!
nefesinde buğlanmış
sönük ay çiçeğiyken yüzüm
besledi hüznüme yulaftan bir örtü
sarılmak için kendime dipsiz boğuntuyu
bir sazlığa yerleştim..sin at
saçımda öğle güneşi duruyor üç öğün
üç ses arada pir sultan
aşksaymış meğer hindiba
devedikeni özre nöbet
bir uzun hac dönerken cadılar
zulmü çadırda doğdular
yüzdü sığ sularında ömrüm...kuma
saldılar
doğmuşken b a ş k a hüzün
Hüseyin Bozkurt
aşkı nehire gömdüm//
--uyandım düşleri dibinde bir bambunun
:::geçerken karşıya:::
kırlandı bir tutam çayır
uzun çavlanlarda atlayan kuzuydu uykum
bakındım bir hayat peşimde susuyor<<<
>>zıplıyor çenesinde durgunluğum
neymiş !!
nefesinde buğlanmış
sönük ay çiçeğiyken yüzüm
besledi hüznüme yulaftan bir örtü
sarılmak için kendime dipsiz boğuntuyu
bir sazlığa yerleştim..sin at
saçımda öğle güneşi duruyor üç öğün
üç ses arada pir sultan
aşksaymış meğer hindiba
devedikeni özre nöbet
bir uzun hac dönerken cadılar
zulmü çadırda doğdular
yüzdü sığ sularında ömrüm...kuma
saldılar
doğmuşken b a ş k a hüzün
Hüseyin Bozkurt
29 Aralık 2009 Salı
k a n a d ı bana
bir tuta kül yüzümde avuç
akşamın koyu safası
tası üç katlı ranza
uydurak
yol hizip ayınden beri
tepin eyvanda ışk
bir çapak sanki havada
değdi k a n a d ı bana
aklı başka kurak
en geli m çığıran yağmur
suskurak
ince dane sevgili
koyu kırlangıçta zarfım
aç kendime narsist
üç düş delisi
kalbime heyelan bu çığ kurak
akşamı hellim
Hüseyin Bozkurt
akşamın koyu safası
tası üç katlı ranza
uydurak
yol hizip ayınden beri
tepin eyvanda ışk
bir çapak sanki havada
değdi k a n a d ı bana
aklı başka kurak
en geli m çığıran yağmur
suskurak
ince dane sevgili
koyu kırlangıçta zarfım
aç kendime narsist
üç düş delisi
kalbime heyelan bu çığ kurak
akşamı hellim
Hüseyin Bozkurt
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)