8 Temmuz 2008 Salı


kızkulesi..egzotik ve gizem dansı


ne kadar şair varsa
o boylu kızkulesi
öyle yalnız ve geçkin
bir yaşlı derin mavi..

adına şiirler serilmiş
çitlerken kelebek düşleri
sahi leandros hera için
bir pul bir yaldız vermiş

orda tut ve kal aşkların en dirisi
şafak kenarına ilişmişken sular
yakasında bir yanan
hiç sönmeyen fener

ne kadar şair varsa
ruhlarının göğsüne
dik vurur kızkulesi

Hüseyin Bozkurt

ZIPZIP







Sıska bacakları utangaç tavırla
Yamalı pantolona çekti gök

Bir yağmur boşaldı
Zıpzıp oynayan çocuklar muşamba rengi

Gözleri sivri uçlu
Okul yüzüydü

Genziyordu hüzünlü şapkasında hüt hüt kuşunun

Mezarlık kıyısında
Ecelini zıpzıpıyla değiştiren çocuk



Hüseyin Bozkurt

Kandid uslanmaz çocukluğum





anlamı bilen renklerin ayırdındadır söz..esrarengiz alayında hak etmek onca günahı

sözlerin rengi var demiş bir yerinde..sevgili
tenha çekiyor dudaklarında

kuşkulu öpücükler yağmur gezintisi bir vapur sonrası

ateş kül ve gri gökyüzü bir arada..çarmıha verilmiş topu
çocuklar oyun istemekte haklı

Ahmet Abi..çocukluk taşınan bir şey midir
büyükler niçin seyirci

ağzıma gül veren kadınlar çamaşırlarını unutmuş yastık altlarında

yıkıyorum ellerimi bırakılan sislerle

onarıyor bir çocuk tedirginliğinde suyu gözlerim


dekor tamamlayan gövdem başka yürüyor Ahmet Abi

gözlerim yaşlanmak istemiyor ..öte yanım ölüm mevsimi


ağaçlar niçin küs kuşlara

keskin bir elma derinliğinde çiziyor yüzümü


bilinci ayıyorum..bilinci söküp kınından

bir yaz yağmuru kanıyorum

hiç bir şey bilmiyor damar..aktığı onca yol dişetlerimden

çıldırasıya dövüyor bir çoban kavalını


saçlarım bakır rengi buruyor hayatı..saçlarım uzun bir gece değil artık

bir çantanın ince gözlerine düşmüş yaprak


bir kaç kırık not kalmış Volt..kandid uslanmaz çocukluğum

hiç bir arayış çekmedi

kapıkulları..sultan pazarında salınan bir dişi geyik..yalıkuşları ardında


durdurak demeden yaşıyor muyuz Ahmet Abi



Hüseyin Bozkurt

http://www.HBozkurt.blogcu.com

Parya






Eriyen her zerre bir ben yokuş aşağı
kordonunda çalıntı yafta:çıkılmaz
doğum girilmez özre karşılıksız
bir çek ucu

Sına yamanı saman sarısı
tuğladan düş-ü verirse hızma burnunda
çek gönülsüz salınır
yaprak budunca

Cem edin cem-ali gıybet konusu
komşu dilinde han çarem
ölüm korkusu

Her zerre yokluğum ölüm tadı
varırsa içre men
bir yol ağzı

kuş geçirmez elekten kafesi gök
suna her derde buğu

tırmanır ağaç göç rengi
hummalı eksiltmedir
kala balığa yek nesak mavi

her zerre yüküm kangren
ruhtan aşağı
tükürse tuz
dizilen şiir lan etlenmeli

Hüseyin Bozkurt
http://HBozkurt.blogcu.com

Yatılı hüzün







yatılı hüzündüm

annem her gece yıldız taşırdı

rüyalarıma

sırf bu yüzden alışılmadık masalar doğrardım

oturduğumda her sofraya


iki kardeş kuzeyden bahtiyar temmuz

çam gölgelerinin içinde

sivri kalırdı gökyüzüne


sırf bu yüzden iç çamaşırlar giymezdim

batmasın diye çocukluğu annem


ne zaman başımı yaslasam omzuna

yeniden çıkardı

parmak uçlarımda annem


gölgeleriyle konuşkan bir ömür sus

pençelerinde hayatın deşilmedik yerleri

kınalı kokusunda ihtiyar ben

bir yaz aralığında susuz bahçe


sırf bu yüzden sevebilirim

bu yüzden sırf düşebilirim

saçlarında bir kışı


yatılı bir hüzünerimekte şimdi

gökyüzü bu aralar sıcak

kış yanığı üşümüşlerin



Hüseyin Bozkurt


barış utanır kendinden




Ölümü yüzdüm çok kez teninde
ey hayat acılarını bende çek
karşılıksız sevilen tırnak kiri kadar geçmişiz iç içe
barışı düşle iki yabancı değil kol kola
silahları susturan yürek atsın ikimizde

ölümü tattım hem çok kez
hiç yakışmadı güneşi sulayan kurşun
kanım asi bir bayrak paçavra..ayak altında
ne zaman barışı çağırsam..bir sebep giyinir
konfeksiyon atölyesinde genç kız tedirginliği





Hüseyin Bozkurt

Lirika'dan -a7




biraz daha kal içimin kuşları sevinsin
gövdem havalansın
laciverdi soluyan gökyüzüne

okudum durmadan
hiç bir şey anlatamadı
hep yalanmış meğer sözcükler dili

inanan tarafım imhalı yaşadığıma

giderken bir gemi resmi asacağım göğsüme
deniz görsün diye bütün çocuklar

ve bir dağ ilişeceğim sırtıma
eğilmesin diye tüm soluklar

biraz daha kal yaşam..biraz daha
tütün kokulu bıyıklardan
:tesbih dizer içimdeki nar

bir tasa dökülen ahım



Hüseyin Bozkurt

Lehim tutmaz ısrarcı sevişmeler








dalgınlığa kuş sürüyorsun

kırılmış kalbe lehim


zaman tutsak ..bakir uyuşukluk

etin çekiliyor dualar eşliğinde


bir anı perdeliyor dökülen fısıltı

bir ana güdüyor çoğul sesler

nenni nenni


ahşap o kızıl gülüşün

ardında bir sıra saklı

pencereye sövüşen aydınlık

bir dize ağlıyor

nenni nenni


ve durmadan dikiyorsun göğsüne alaca karanlığı


memeler ucundan kalkan ayağa dört başlı ejder

kavganın son finali çekişen et

kasıkların egemenliğe sümkürmüş bayrak


çekilebilir dilin tüm kızanlığa

tenni tenni


bahar gelmiş bahar geçmiş aynen yaz

kuru bir bakışı ıslatacak nem var


yırtılır göğsün deliklerinden bol oksijen

bol molekül çatışkısında evren

gözbebeklerin sütleğen hacmi


dalgınlığı sürüyorsun ıssız tenine

henni henni

lehim tutmaz ısrarcı sevişmeler





Hüseyin bozkurt

5 Temmuz 2008 Cumartesi


şiirden yeni çıkmış bir havlu yüzün

sızdığın bütün sözcükler sırnaşık

bikini giyinmiş genç kızlık çimlenir kumlarda


eriyebilirsin ergiyebilirsin yüzümün kumaşından


yüzüm sürülmemiş ısırgan tarlası

bıyıklarımda eski havalar

tozlu havalar harmanların


şiirden yeni çıkmış kumsaldın

olmadık yerlere çeşmeler gittin


ayaklarımda bir fırtına sorma gitsin

ellerimde buruşukluğu yüzün




Hüseyin Bozkurt

kirpikleri süz bu gece

omzum aydınlık


kediler kapmış apoletleri


tırnaklarınla çiz bu gece

uyuyan sırtım eski mahalle

kendinden geçmiş

çöp kutusu

çiz dur ellerinle


tırnaklarım kir meskun teninde

kurtarılmış bölge

gözlerini süz bu gece

ellerini süz


sız bu gece tenimde


yorgun değil sevişlerden

bayrağı çektiğim gölgen




Hüseyin Bozkurt

zaman büyümüş başucumda ninni

göğsüm sessizlik kutusu


bir ezgi salınır sazlıklar içinden

bir kuş çırpar kanadı

duymak için

duymaya göğ rengi


mavi kazağım vardı gökyüzüne yakın

daha dün kokar annemin eli

yumuşak huylarından öğütler..tesbih

dağılır göz göğe değince


göğsümde sessizlik kutusu

ninni

inti illimani

baezden hatıralar çalınır


ses yankılar sülünler göbeğinden

bir yaşam bunca hüzne girdaptır

bir yaşam bunca suya

yazılan ayıplardır


ansıları durmadan maviye çalıyor

durmadan yitiyorum yüzlerden

uyandırmasın çıplaklık

mavi kazağı üzerimden


çekilsin durmadan etim latinden

mavi boylu çocuklara


ah mezopotamyam..seni bir sülün çizdim gökyüzüne

siyahi çocuklar donmuş afrika




Hüseyin Bozkurt

"yarin yanağından gayrı"
hep beraber
hep beraber
şerefe......./Recep Memiş






ellerim olmadı tutacak bir kadeh

aşk ile hükmedecek şerefe


özüm bir yerde saklı

bir yerde saklı üzüm

salkım gülüşler nerde


ellerim olmadı tutacak bir nar

haydi dağıl yeryüzüme

binparça bölün..binparça toplan


ne iş bu tanrım..bu eziyet

haydi sen de şerefe



Hüseyin Bozkurt

hafızamın son altından ayarı

değeri bozuk bir gümüş

parıldamıyor zeytini su yüzüne vuran

gözlerinin karası


yaşlı bir uğultu kalır aramızda geçip gitmiş tırnakların

çizilebilir belki hasretin yamacında

etimin kimsesiz coğrafyası


güneyden sessizce ağıtlanır döl arısı

oğul hadi oğul ver dilimde yürek yarası


hiç gitmedim hep buralıyım derse yazıklar beni

çıban arası..gözlerim trahom..bakışlarıma kitlenmiş mavzer

bu nasıl bakmak hayata kendi çanından

ot tıkamaya çalışan sessiz uğultu


ben hep buralıyım..ellerim nasır değilken henüz

tüm çocukları barışa verdim


kalan yalnızlık değil..bir avuç kül hatırası



Hüseyin Bozkurt

gülüşüne dağ kadırmış bir rüzgâr geçti az demin burdan

şemsiyesini unutmuş bir dağ yalnızca senin gülüşün

benim gülüşüm kurşundan beter harman yeri


sayıkla ve beni ayıkla buğdayın tasından..ellerim hiç boş durmaz

yaba dirgen sözlerin..çarmıha verilmiş bir düdüktü oysa

kalbinin vızıltısında bir çocuk kadar ağlamaklı


içinde çıkılmaz hallarım var benim halhal ayaklarında

bir asır köle susluğunda..çalınır durur gülün bayrağı

çekilmiş göğsün direklerine..kurumuş bir pınardan

suyu öven hangi dil kalır


ısrarcı bir yağmur gelir birazdan..ısarcı bir güney

tozu dumana katmış kefenim





Hüseyin Bozkurt

ateşböceğini bilmezsiniz

bitböceği de

yastık altımda uyuklayan pireleri de

saçlarım çayır kuşundan kalma bir yuva

selamsız geçmez gündüzleri

larvasını terkeden sine


yalnızlığıma çorap ören yaşlı kenedir zaman

bakraçlardan küllenmiş

arklardan küle küle

güneş sistemini iyi bilirmiş avdet

geçer not almış yıldızlardan

ve sanki kuzeyden bahtiyar

iki yıldız ağlarmış

tutmuşta smanyolunun ağzına arı çalmış

ari bir ırkın soyunu

sopla soğana


ve sakallarından uzamış hayat

çöl sözlerimi aşırmış sam

ne yelisin kurban anlı ansız

bana bak


şom ağzına halep sürerim

şom ağzına bir küme bağdat

ve arşınlarken dosdoğru halvet

niçin bir yatak kadar yumuşak

değil başım


ne kenesi canım..bit yeniği yalnızca

seviştiğim pirenin yaktığı ateş

içimde kurtlar kirini yıkıyor

içimde kirini yıkamış pireler

içimde yalnız başına ateş böceği

bok böceğiyle durmadan sevişiyor

ahtım olsun.seni sevmeyeceğim bir daha..lale soğanı

baylı bayır yokuşundan aşağı

durmadan sevişeceğiz ateşböceğiyle

cazgırlık yapmasın ateşin


kaldır ellerini..dur..ey hayat seni ben nerenden siveyim

şiveme karışma olur mu

akmasın sana sivil cemi

de hadi toplaşın akşamı çağıran

uluorta sırtına dünyanın






Hüseyin Bozkurt

--------------------------------------------------------------------------------

yoksulluktan kapı kapı dolanır

çatı olmaya kör gözüm


reddettiğimiz hayata kaçsak

bacadan girer

düşlerimiz

erbeziyle sarılmış..süt dişlerinden daha bahar

daha yaz yakılmamış temmuz suları

bir taş alıyor ve ..aha..suya yazıyorum

alnında kırışıklığıyla seher

kapıdan giriyor

dur gitme ..dur

yabancı plaka değil hasretim

uzaklardan bir kedi gülüş var

senin ellerinde tırnaklarım

aha..suya yazıyorum..çizersem seni

bu bahar kuzlamayacak tanrılar


kapıyı unutsam dişlerim pencere

sırıtkan bir saksı büyüyor ..endişe

kaçsam diyorum..su bilmiyor..alnına yazıyorum..kıskanmadığım rüzgar

gülüm sinyor avuçlarım


seni gidi rüzgar tayı

yelelerinden sıksam

başım gömmez ölüleri


kaçsam diyorum..kurtulur muyum sendimden

hayat bileşkeleriyle..sır gibi omzumda




Hüseyin Bozkurt

--------------------------------------------------------------------------------

durduğun değil aynadaki susuşun

kalp biliyor da

beyninin kıvrımlarında derin çizgi

zikzakları düzelir kaşların yayı

gözlerin perdesiyle örtersin karanlığı


cinnet hangi tarafta ..ey söz

bir iyilik yapacağım kendime

buz yaslayacağım eritmek için kalbe

gerek yok..tanrılar dururken

sırlı köşede

durduğum değil aynada kalışım

bana misafir bugün

kendime iyi davranacağım

günahları çizip tanrının boynuna


ve herkes kendi duruna

bir hikmet..sual eylesin


ey sır kaldığın taraf bodozlama

yanpiri rüzgâr

ve kanatlarında şimdi aktığın deniz

dur..ve bir çılgınlık yap kendine

iyi geldiğini bilir tanrılar




Hüseyin Bozkurt

dur diyen fısıltısı kalbin

gümden beri

bateri çılgınlığı

etrafında maytaplanmış bir gece var

tutarsın şimdi elinde

notası çekilmiş direklerin

hızmasında burnun

ağır çek yelkenleri çımacı

deniz bitmesin


şarap ve kadından gelirim..az biraz gökyüzü

içim karışık bulut

yağma yağmama arası

sanki bu gökyüzü perşembem


gözlerini çok iyi bilirim

saatlerdir ezilen şıra

mor cumalar ertesi

yitik bağ eşrafından

süleymangil


yüzmeyi yeni öğrenen bir koku var havada

boğ deme gitsin içindeki kuşları

hem kuşlar iyi yüzme bilmez

kanatları niçin yolarsın


dur diyen fısıltısı

kalbin pazar karışık

ve yatıya kalmış bir azınlık

bana kaldığın hüzün


Hüseyin Bozkurt

bana..dur..yıka gözlerimi

sesinin bahçesinde

ellerin saklambaç kör ebe


kıskanç tavırlar bürürken zaman

şemsiyesiz güneşe

yaktığın gemiler

bordasında kalbime damıyan şarap

kızıl dudaklarının çemberinde


dillerin semender..yüzüme sıçrayan balçık

kimliğim onarılmaz çatlak

haydi sobele

et ve tırnak kadar kirliyiz şimdi

ne yarın bayati makamında bir ezgi

ne dün sıyrılmaya çalışan usanç

haydi sobele

dilimden geç

kalbime sünger batık yanağın

şimdi enkazlardayım..duyuyor musun

geçmişin parodisi atlayıp durur

çilden çile


Hüseyin Bozkurt

beni yağmursuz koydun sevgili bulut
seni kıracak bir su bulmadım
içimin kuyusuna taş atmış yusuf
içim doludur durmadan

seni bağırabilirim bir karganın gölgesinde
seni ağacın dalına asabilirim
ve sonra karşına bir cudi yerleştirebilirim

ah benim boynu kara gençliğim
daha dün yaşamış gibi yarın büyüdüm
olmadım kendime sathında yüz

gözyaşlarımı unutma emi erken donmuş zap kenarında

seni ağırabilirim kiralık kalbime
çok geniş bilirsin sevdalara..insana cana

hiç kül grisi görmedim kurşunlar yağarken
bir bulutun güldüğünü
içimde derin hasretlerden kalan bir fincan
ürkütür dudağımı geçen katırlar

ve sonra seni yağabilirim..elinde tutabilirim..ne olur bizim eve gel
sevgili bulut

sere cavem



kalbim eskisi kadar teklemiyor

içtiğim şaraptan olsa gerek

içtiğim tütünden

senin ellerin akşam kokardı..nasır karışık

bir emekti omzunda taşıdığın güneş

insanın gecesi hep aydınlık..seni gidince

seni içince durmadan yıkılır gece

saçlarından aşağı

bayır yukarı


kalbim eskisi kadar yorgun değil

senin ellerinde piştiğim vakit

nane kekik arası kenger

saç üstünde yanışım

ellerin sumak kokar..pirpirim kokardı genzin

bir tas ayrana gitmediğim

o ıssız mezradan

yankılan papuk kuşu

uçsun yerime

pu pu..ke kuşt


ke şuşt

ki arde gır


kalbim eskisi kadar sığmıyor yeraltına

bir deli güneş çimiyor ortada

saçlarım bu yüzden tehir bitlere

saçlarım bu yüzden çayır doğumlara


kalbim eskisi bilmiyor artık

kalbime küs değil ortalık


bir şey var ki durmadan kanar..esmer yüzüme değince güneş

bana salolardan gel

avdolarda git

dilimin aha..ortasına tee yazıyorum

kalbim oralı..kalbim oralı



Hüseyin Bozkurt

akşam ağırdan iner ağrı


tee..karacadağ


yavri ceylan sekişi


tarumar beynim kişnenir


yağız atlılar ninovadan beri


açlık nedir bilmezem..bir tutam yakın özgürlük


fıratın suyuna gömün..dicleden çıkarın



elbisem hevaldır..elbisem tütün kokar


dişlerimde uzamış bir karış sakal


gözlerimde ebesi tuzakların


ah berdin..ah merdin


taş kızak çekilmiş zemherim



yol olak gardaş..tuzu yeknasak


bir parça katık kuru soğan


bir diş çingene tozu


ah ölek..gardaş..


yakamızda uçurum kokak



akşam ağırdan iner ağrı


akşam derinden çizer fırat


akşam ferinden batar ay



var ki bakak içimiz hilvan tozu


geceler mentolsuz uyku


yıldızlar teşne divan



bir uçurum kalak..gözlerimizden şafağı



Hüseyin Bozkurt

--------------------------------------------------------------------------------

kalbime arıyorum kiralık çarpıntı


kusmak istemiyor sada


düz koşu kalsada


yağmur arıyorum kiralık


borcu düşünemiyorum..belki alacaklıyım hayata


yağsada..yağsada


semiz zamandır bu böyle


kan uyku sada


sada


kalbe arıyorum bir başka zan


altında fitleşmiş kalsada kalsada


zehir tüccarları az demin



sese can arıyorum..cansada..cansada


bulanmış beterinden


hayatın çirkli yüzü


düş çadırlarından konaklasamda..bir nehir gölgem olduğun bulutun


açık tut şemsiyen


temmuz kararmasın


aksada


aksada


sada


yangınlardan çıkmış bir kor hala


yangınlara eğilmemiş çam


sada


sada



kalbime kiralık çarpıntı arıyorum


kusmak için yüzüne



Hüseyin Bozkurt

içimin aşk çocuğu baldırıçıplak

maraton koşucusu

duygusal takılma ne olur

her şeyden nem kapıyorsun

buğulanıyorsun cam önü

bu yarış bitmez..tavşanlara inanma

onların önünde havuç durur

sen kendine inan yalnızca

tek başına doğurmuş annen

usta koşucunun bir annesi vardır..bir de gölgesini saklamış baba

durmadan hızla..nereye gider otomobiller

yollar ıslak bir hava yağmur besliyor

bir kadının eteğine sıçrıyor kaldırımlar

bir kedi yalnızca seni düşünüyor

akşam mesaisi uzatmalı sevgili

kahve pişiriyor dudaklarından

ve yorgunluk çizen şehir

ah bu şehir yabancı bir göz gibi bakar

simsiyah topuklarından


sana bir gül kadar aklamdım kendimi..gül çünkü kırmızı çalar

sokak başlarında çocuklar

cebimde yaz havası

cebimde harcayacak bir kaç düş

bilyesini ütmüş gelincik

şişeleri geri ver kapak olsun sönen güneşe


yol ardımda mayıs şakası

hurmalar çiçeklenmemiş henüz

senin gözlerin ırmak


gözlerini ısırıyor bir deniz

bir martı çekiştiriyor etini

böyle değildim önceleri

güvercin takılmış saçlarına

telgrafın elimde değil

ne çabuk yoruldun maratoncu çocuk

daha koşacak bi sürü aşk var



Hüseyin Bozkurt

canıma kuş sıktım

canım çok sıkılıyor


ürkek tavırlar aldım beleş

çaldım gecenin saçlarına

gecenin ağzına kaldım

bir kovan dolusu

bal değil..acıya çaldım

dost bildiğim biberi


canım çok sıkılıyor canıma gece sıktım

aktığın zehri


hiç bir şey düşünemiyorum artık

kendimden şüpheli bir buğu kalmış

göz perdelerimin ardında

niçin nemli diyorum kalbin peteği

gagaları doğrultmuş tank seyri


içimdeki cinneti akmalıyım gömleğimden

mor kalmış düğmelere

hele biri kırık..çok kırık

kendini göğsümde onarıyor

ey şahika..gülen nar

solmuş yanağım..dağılmış bin parça

ayna beni durmadan sırlıyor

canım çok skılıyor

çok sıkıyor canım kalbime direnen kuşları


bir kuş sıkıyorum gözlerime doğru

kartal pençesi uzandığım yatak

sırtım gövdem tarumar..mermi altı

yan sekiyor durmadan uykularım


canım çok sıkılıyor..gergin bir tını gecenin moru

düğmelerimde kalmış esrarengiz gülüşün

ilikliyorum durmadan sonsuz dehli

damlıyor..canıyor..yanıyor düştüğüm kuş

seni bir kuşun ağzıyla vuruyorum..canıma bir çok kuş sığmış

gece yarasa ve gözlerin bir kadeh tutuşturmuş

ölümüme dikleniyor


canım çok sıkılıyor..kuş sıkıyorum canıma

terli at soluyor yanağın..dişlerinde

günbe gün eriyor dudakların

yazasım gelmez kırlara

kuşlara selam sormaz gençliğin


kaç kez konakladım yurdumda..acıdan gömlek giyilmiş

göçürümken ..uzatmalı yasta demişler

özgürlük denen türkü


ah..dilimin onca şakıması..yalan değil

kızıl şerbetini içimişim acıların


bana güz günleri çalma ne olur

bahar içimde kıyamet

vuruşurum tuzsuz teninde..ölürüm kalbine ülkenin

isimsiz bir ülke kaldıysa adım

şiire lanet okurum..ya doğduğuma ilenir ahirim


yılkı değilim..sıkı dişlerim bir avuç toprak

yelesinde özgürlüğüm nal toplar


savrulurum dilden dile

vurulurum ilden ile


ah be solgunluğum

ah yorgunluğum

teri at gibi


bir gün sevişirken kuşlarla

üveyikten bilin

turnalar teleklerinde bir ölü taşır..ah dilim


seni bir ağzın sularına veririm



Hüseyin bozkurt

av'a ser


av'a ser


w.
sonu vardır çekilen bunca acı Urfa kenarı
bakır kazanında Süleyman’ın

ilmekler atmış
tutunduğu hayat:kasıklarında

sancı Fırat’ın doğduğu yurt

x.
göz saklar kurumuş bağlara
güneye varan yağmur
aşk hizası çekili dal
dudak payına kum

y.
Yasa :beyazın savrulduğu gece
kenarı süs olmuş Fırat

z.
demirci baş kaldırır sevdayı
dicleden gemi almış

a.
Eteğe sarı dökülür şafak..

b.
Son kiracı Süleyman aşkınlığında
d.
sal beni sulara kızıl toprak


şiir söz aldı:sesi karacadağ..durgun akşamların akarken rengi..çarşaflara yiten gür uyku
dedi ki yalnızlığa
sayıkla:okyanusa açılan döl ağacı
salın ihtişamına teknenin kaynı
içerde çöreklenen mahlep sahlep susamdıkça yuvarlak deyimler ardı

şiirsöz :kırık bir not selülöz
yazılan onca çaba kurumadan klavye kokusu parmaklara..yıkanan çalıklardan geçti balıklar..

şiir sesi:cilo uçursa bahar kalır
yanak kokusu yanık sevda


Hüseyin Bozkurt