8 Temmuz 2008 Salı


kızkulesi..egzotik ve gizem dansı


ne kadar şair varsa
o boylu kızkulesi
öyle yalnız ve geçkin
bir yaşlı derin mavi..

adına şiirler serilmiş
çitlerken kelebek düşleri
sahi leandros hera için
bir pul bir yaldız vermiş

orda tut ve kal aşkların en dirisi
şafak kenarına ilişmişken sular
yakasında bir yanan
hiç sönmeyen fener

ne kadar şair varsa
ruhlarının göğsüne
dik vurur kızkulesi

Hüseyin Bozkurt

ZIPZIP







Sıska bacakları utangaç tavırla
Yamalı pantolona çekti gök

Bir yağmur boşaldı
Zıpzıp oynayan çocuklar muşamba rengi

Gözleri sivri uçlu
Okul yüzüydü

Genziyordu hüzünlü şapkasında hüt hüt kuşunun

Mezarlık kıyısında
Ecelini zıpzıpıyla değiştiren çocuk



Hüseyin Bozkurt

Kandid uslanmaz çocukluğum





anlamı bilen renklerin ayırdındadır söz..esrarengiz alayında hak etmek onca günahı

sözlerin rengi var demiş bir yerinde..sevgili
tenha çekiyor dudaklarında

kuşkulu öpücükler yağmur gezintisi bir vapur sonrası

ateş kül ve gri gökyüzü bir arada..çarmıha verilmiş topu
çocuklar oyun istemekte haklı

Ahmet Abi..çocukluk taşınan bir şey midir
büyükler niçin seyirci

ağzıma gül veren kadınlar çamaşırlarını unutmuş yastık altlarında

yıkıyorum ellerimi bırakılan sislerle

onarıyor bir çocuk tedirginliğinde suyu gözlerim


dekor tamamlayan gövdem başka yürüyor Ahmet Abi

gözlerim yaşlanmak istemiyor ..öte yanım ölüm mevsimi


ağaçlar niçin küs kuşlara

keskin bir elma derinliğinde çiziyor yüzümü


bilinci ayıyorum..bilinci söküp kınından

bir yaz yağmuru kanıyorum

hiç bir şey bilmiyor damar..aktığı onca yol dişetlerimden

çıldırasıya dövüyor bir çoban kavalını


saçlarım bakır rengi buruyor hayatı..saçlarım uzun bir gece değil artık

bir çantanın ince gözlerine düşmüş yaprak


bir kaç kırık not kalmış Volt..kandid uslanmaz çocukluğum

hiç bir arayış çekmedi

kapıkulları..sultan pazarında salınan bir dişi geyik..yalıkuşları ardında


durdurak demeden yaşıyor muyuz Ahmet Abi



Hüseyin Bozkurt

http://www.HBozkurt.blogcu.com

Parya






Eriyen her zerre bir ben yokuş aşağı
kordonunda çalıntı yafta:çıkılmaz
doğum girilmez özre karşılıksız
bir çek ucu

Sına yamanı saman sarısı
tuğladan düş-ü verirse hızma burnunda
çek gönülsüz salınır
yaprak budunca

Cem edin cem-ali gıybet konusu
komşu dilinde han çarem
ölüm korkusu

Her zerre yokluğum ölüm tadı
varırsa içre men
bir yol ağzı

kuş geçirmez elekten kafesi gök
suna her derde buğu

tırmanır ağaç göç rengi
hummalı eksiltmedir
kala balığa yek nesak mavi

her zerre yüküm kangren
ruhtan aşağı
tükürse tuz
dizilen şiir lan etlenmeli

Hüseyin Bozkurt
http://HBozkurt.blogcu.com

Yatılı hüzün







yatılı hüzündüm

annem her gece yıldız taşırdı

rüyalarıma

sırf bu yüzden alışılmadık masalar doğrardım

oturduğumda her sofraya


iki kardeş kuzeyden bahtiyar temmuz

çam gölgelerinin içinde

sivri kalırdı gökyüzüne


sırf bu yüzden iç çamaşırlar giymezdim

batmasın diye çocukluğu annem


ne zaman başımı yaslasam omzuna

yeniden çıkardı

parmak uçlarımda annem


gölgeleriyle konuşkan bir ömür sus

pençelerinde hayatın deşilmedik yerleri

kınalı kokusunda ihtiyar ben

bir yaz aralığında susuz bahçe


sırf bu yüzden sevebilirim

bu yüzden sırf düşebilirim

saçlarında bir kışı


yatılı bir hüzünerimekte şimdi

gökyüzü bu aralar sıcak

kış yanığı üşümüşlerin



Hüseyin Bozkurt


barış utanır kendinden




Ölümü yüzdüm çok kez teninde
ey hayat acılarını bende çek
karşılıksız sevilen tırnak kiri kadar geçmişiz iç içe
barışı düşle iki yabancı değil kol kola
silahları susturan yürek atsın ikimizde

ölümü tattım hem çok kez
hiç yakışmadı güneşi sulayan kurşun
kanım asi bir bayrak paçavra..ayak altında
ne zaman barışı çağırsam..bir sebep giyinir
konfeksiyon atölyesinde genç kız tedirginliği





Hüseyin Bozkurt

Lirika'dan -a7




biraz daha kal içimin kuşları sevinsin
gövdem havalansın
laciverdi soluyan gökyüzüne

okudum durmadan
hiç bir şey anlatamadı
hep yalanmış meğer sözcükler dili

inanan tarafım imhalı yaşadığıma

giderken bir gemi resmi asacağım göğsüme
deniz görsün diye bütün çocuklar

ve bir dağ ilişeceğim sırtıma
eğilmesin diye tüm soluklar

biraz daha kal yaşam..biraz daha
tütün kokulu bıyıklardan
:tesbih dizer içimdeki nar

bir tasa dökülen ahım



Hüseyin Bozkurt

Lehim tutmaz ısrarcı sevişmeler








dalgınlığa kuş sürüyorsun

kırılmış kalbe lehim


zaman tutsak ..bakir uyuşukluk

etin çekiliyor dualar eşliğinde


bir anı perdeliyor dökülen fısıltı

bir ana güdüyor çoğul sesler

nenni nenni


ahşap o kızıl gülüşün

ardında bir sıra saklı

pencereye sövüşen aydınlık

bir dize ağlıyor

nenni nenni


ve durmadan dikiyorsun göğsüne alaca karanlığı


memeler ucundan kalkan ayağa dört başlı ejder

kavganın son finali çekişen et

kasıkların egemenliğe sümkürmüş bayrak


çekilebilir dilin tüm kızanlığa

tenni tenni


bahar gelmiş bahar geçmiş aynen yaz

kuru bir bakışı ıslatacak nem var


yırtılır göğsün deliklerinden bol oksijen

bol molekül çatışkısında evren

gözbebeklerin sütleğen hacmi


dalgınlığı sürüyorsun ıssız tenine

henni henni

lehim tutmaz ısrarcı sevişmeler





Hüseyin bozkurt

5 Temmuz 2008 Cumartesi


şiirden yeni çıkmış bir havlu yüzün

sızdığın bütün sözcükler sırnaşık

bikini giyinmiş genç kızlık çimlenir kumlarda


eriyebilirsin ergiyebilirsin yüzümün kumaşından


yüzüm sürülmemiş ısırgan tarlası

bıyıklarımda eski havalar

tozlu havalar harmanların


şiirden yeni çıkmış kumsaldın

olmadık yerlere çeşmeler gittin


ayaklarımda bir fırtına sorma gitsin

ellerimde buruşukluğu yüzün




Hüseyin Bozkurt

kirpikleri süz bu gece

omzum aydınlık


kediler kapmış apoletleri


tırnaklarınla çiz bu gece

uyuyan sırtım eski mahalle

kendinden geçmiş

çöp kutusu

çiz dur ellerinle


tırnaklarım kir meskun teninde

kurtarılmış bölge

gözlerini süz bu gece

ellerini süz


sız bu gece tenimde


yorgun değil sevişlerden

bayrağı çektiğim gölgen




Hüseyin Bozkurt

zaman büyümüş başucumda ninni

göğsüm sessizlik kutusu


bir ezgi salınır sazlıklar içinden

bir kuş çırpar kanadı

duymak için

duymaya göğ rengi


mavi kazağım vardı gökyüzüne yakın

daha dün kokar annemin eli

yumuşak huylarından öğütler..tesbih

dağılır göz göğe değince


göğsümde sessizlik kutusu

ninni

inti illimani

baezden hatıralar çalınır


ses yankılar sülünler göbeğinden

bir yaşam bunca hüzne girdaptır

bir yaşam bunca suya

yazılan ayıplardır


ansıları durmadan maviye çalıyor

durmadan yitiyorum yüzlerden

uyandırmasın çıplaklık

mavi kazağı üzerimden


çekilsin durmadan etim latinden

mavi boylu çocuklara


ah mezopotamyam..seni bir sülün çizdim gökyüzüne

siyahi çocuklar donmuş afrika




Hüseyin Bozkurt

"yarin yanağından gayrı"
hep beraber
hep beraber
şerefe......./Recep Memiş






ellerim olmadı tutacak bir kadeh

aşk ile hükmedecek şerefe


özüm bir yerde saklı

bir yerde saklı üzüm

salkım gülüşler nerde


ellerim olmadı tutacak bir nar

haydi dağıl yeryüzüme

binparça bölün..binparça toplan


ne iş bu tanrım..bu eziyet

haydi sen de şerefe



Hüseyin Bozkurt

hafızamın son altından ayarı

değeri bozuk bir gümüş

parıldamıyor zeytini su yüzüne vuran

gözlerinin karası


yaşlı bir uğultu kalır aramızda geçip gitmiş tırnakların

çizilebilir belki hasretin yamacında

etimin kimsesiz coğrafyası


güneyden sessizce ağıtlanır döl arısı

oğul hadi oğul ver dilimde yürek yarası


hiç gitmedim hep buralıyım derse yazıklar beni

çıban arası..gözlerim trahom..bakışlarıma kitlenmiş mavzer

bu nasıl bakmak hayata kendi çanından

ot tıkamaya çalışan sessiz uğultu


ben hep buralıyım..ellerim nasır değilken henüz

tüm çocukları barışa verdim


kalan yalnızlık değil..bir avuç kül hatırası



Hüseyin Bozkurt

gülüşüne dağ kadırmış bir rüzgâr geçti az demin burdan

şemsiyesini unutmuş bir dağ yalnızca senin gülüşün

benim gülüşüm kurşundan beter harman yeri


sayıkla ve beni ayıkla buğdayın tasından..ellerim hiç boş durmaz

yaba dirgen sözlerin..çarmıha verilmiş bir düdüktü oysa

kalbinin vızıltısında bir çocuk kadar ağlamaklı


içinde çıkılmaz hallarım var benim halhal ayaklarında

bir asır köle susluğunda..çalınır durur gülün bayrağı

çekilmiş göğsün direklerine..kurumuş bir pınardan

suyu öven hangi dil kalır


ısrarcı bir yağmur gelir birazdan..ısarcı bir güney

tozu dumana katmış kefenim





Hüseyin Bozkurt

ateşböceğini bilmezsiniz

bitböceği de

yastık altımda uyuklayan pireleri de

saçlarım çayır kuşundan kalma bir yuva

selamsız geçmez gündüzleri

larvasını terkeden sine


yalnızlığıma çorap ören yaşlı kenedir zaman

bakraçlardan küllenmiş

arklardan küle küle

güneş sistemini iyi bilirmiş avdet

geçer not almış yıldızlardan

ve sanki kuzeyden bahtiyar

iki yıldız ağlarmış

tutmuşta smanyolunun ağzına arı çalmış

ari bir ırkın soyunu

sopla soğana


ve sakallarından uzamış hayat

çöl sözlerimi aşırmış sam

ne yelisin kurban anlı ansız

bana bak


şom ağzına halep sürerim

şom ağzına bir küme bağdat

ve arşınlarken dosdoğru halvet

niçin bir yatak kadar yumuşak

değil başım


ne kenesi canım..bit yeniği yalnızca

seviştiğim pirenin yaktığı ateş

içimde kurtlar kirini yıkıyor

içimde kirini yıkamış pireler

içimde yalnız başına ateş böceği

bok böceğiyle durmadan sevişiyor

ahtım olsun.seni sevmeyeceğim bir daha..lale soğanı

baylı bayır yokuşundan aşağı

durmadan sevişeceğiz ateşböceğiyle

cazgırlık yapmasın ateşin


kaldır ellerini..dur..ey hayat seni ben nerenden siveyim

şiveme karışma olur mu

akmasın sana sivil cemi

de hadi toplaşın akşamı çağıran

uluorta sırtına dünyanın






Hüseyin Bozkurt

--------------------------------------------------------------------------------

yoksulluktan kapı kapı dolanır

çatı olmaya kör gözüm


reddettiğimiz hayata kaçsak

bacadan girer

düşlerimiz

erbeziyle sarılmış..süt dişlerinden daha bahar

daha yaz yakılmamış temmuz suları

bir taş alıyor ve ..aha..suya yazıyorum

alnında kırışıklığıyla seher

kapıdan giriyor

dur gitme ..dur

yabancı plaka değil hasretim

uzaklardan bir kedi gülüş var

senin ellerinde tırnaklarım

aha..suya yazıyorum..çizersem seni

bu bahar kuzlamayacak tanrılar


kapıyı unutsam dişlerim pencere

sırıtkan bir saksı büyüyor ..endişe

kaçsam diyorum..su bilmiyor..alnına yazıyorum..kıskanmadığım rüzgar

gülüm sinyor avuçlarım


seni gidi rüzgar tayı

yelelerinden sıksam

başım gömmez ölüleri


kaçsam diyorum..kurtulur muyum sendimden

hayat bileşkeleriyle..sır gibi omzumda




Hüseyin Bozkurt

--------------------------------------------------------------------------------

durduğun değil aynadaki susuşun

kalp biliyor da

beyninin kıvrımlarında derin çizgi

zikzakları düzelir kaşların yayı

gözlerin perdesiyle örtersin karanlığı


cinnet hangi tarafta ..ey söz

bir iyilik yapacağım kendime

buz yaslayacağım eritmek için kalbe

gerek yok..tanrılar dururken

sırlı köşede

durduğum değil aynada kalışım

bana misafir bugün

kendime iyi davranacağım

günahları çizip tanrının boynuna


ve herkes kendi duruna

bir hikmet..sual eylesin


ey sır kaldığın taraf bodozlama

yanpiri rüzgâr

ve kanatlarında şimdi aktığın deniz

dur..ve bir çılgınlık yap kendine

iyi geldiğini bilir tanrılar




Hüseyin Bozkurt

dur diyen fısıltısı kalbin

gümden beri

bateri çılgınlığı

etrafında maytaplanmış bir gece var

tutarsın şimdi elinde

notası çekilmiş direklerin

hızmasında burnun

ağır çek yelkenleri çımacı

deniz bitmesin


şarap ve kadından gelirim..az biraz gökyüzü

içim karışık bulut

yağma yağmama arası

sanki bu gökyüzü perşembem


gözlerini çok iyi bilirim

saatlerdir ezilen şıra

mor cumalar ertesi

yitik bağ eşrafından

süleymangil


yüzmeyi yeni öğrenen bir koku var havada

boğ deme gitsin içindeki kuşları

hem kuşlar iyi yüzme bilmez

kanatları niçin yolarsın


dur diyen fısıltısı

kalbin pazar karışık

ve yatıya kalmış bir azınlık

bana kaldığın hüzün


Hüseyin Bozkurt

bana..dur..yıka gözlerimi

sesinin bahçesinde

ellerin saklambaç kör ebe


kıskanç tavırlar bürürken zaman

şemsiyesiz güneşe

yaktığın gemiler

bordasında kalbime damıyan şarap

kızıl dudaklarının çemberinde


dillerin semender..yüzüme sıçrayan balçık

kimliğim onarılmaz çatlak

haydi sobele

et ve tırnak kadar kirliyiz şimdi

ne yarın bayati makamında bir ezgi

ne dün sıyrılmaya çalışan usanç

haydi sobele

dilimden geç

kalbime sünger batık yanağın

şimdi enkazlardayım..duyuyor musun

geçmişin parodisi atlayıp durur

çilden çile


Hüseyin Bozkurt

beni yağmursuz koydun sevgili bulut
seni kıracak bir su bulmadım
içimin kuyusuna taş atmış yusuf
içim doludur durmadan

seni bağırabilirim bir karganın gölgesinde
seni ağacın dalına asabilirim
ve sonra karşına bir cudi yerleştirebilirim

ah benim boynu kara gençliğim
daha dün yaşamış gibi yarın büyüdüm
olmadım kendime sathında yüz

gözyaşlarımı unutma emi erken donmuş zap kenarında

seni ağırabilirim kiralık kalbime
çok geniş bilirsin sevdalara..insana cana

hiç kül grisi görmedim kurşunlar yağarken
bir bulutun güldüğünü
içimde derin hasretlerden kalan bir fincan
ürkütür dudağımı geçen katırlar

ve sonra seni yağabilirim..elinde tutabilirim..ne olur bizim eve gel
sevgili bulut

sere cavem



kalbim eskisi kadar teklemiyor

içtiğim şaraptan olsa gerek

içtiğim tütünden

senin ellerin akşam kokardı..nasır karışık

bir emekti omzunda taşıdığın güneş

insanın gecesi hep aydınlık..seni gidince

seni içince durmadan yıkılır gece

saçlarından aşağı

bayır yukarı


kalbim eskisi kadar yorgun değil

senin ellerinde piştiğim vakit

nane kekik arası kenger

saç üstünde yanışım

ellerin sumak kokar..pirpirim kokardı genzin

bir tas ayrana gitmediğim

o ıssız mezradan

yankılan papuk kuşu

uçsun yerime

pu pu..ke kuşt


ke şuşt

ki arde gır


kalbim eskisi kadar sığmıyor yeraltına

bir deli güneş çimiyor ortada

saçlarım bu yüzden tehir bitlere

saçlarım bu yüzden çayır doğumlara


kalbim eskisi bilmiyor artık

kalbime küs değil ortalık


bir şey var ki durmadan kanar..esmer yüzüme değince güneş

bana salolardan gel

avdolarda git

dilimin aha..ortasına tee yazıyorum

kalbim oralı..kalbim oralı



Hüseyin Bozkurt

akşam ağırdan iner ağrı


tee..karacadağ


yavri ceylan sekişi


tarumar beynim kişnenir


yağız atlılar ninovadan beri


açlık nedir bilmezem..bir tutam yakın özgürlük


fıratın suyuna gömün..dicleden çıkarın



elbisem hevaldır..elbisem tütün kokar


dişlerimde uzamış bir karış sakal


gözlerimde ebesi tuzakların


ah berdin..ah merdin


taş kızak çekilmiş zemherim



yol olak gardaş..tuzu yeknasak


bir parça katık kuru soğan


bir diş çingene tozu


ah ölek..gardaş..


yakamızda uçurum kokak



akşam ağırdan iner ağrı


akşam derinden çizer fırat


akşam ferinden batar ay



var ki bakak içimiz hilvan tozu


geceler mentolsuz uyku


yıldızlar teşne divan



bir uçurum kalak..gözlerimizden şafağı



Hüseyin Bozkurt

--------------------------------------------------------------------------------

kalbime arıyorum kiralık çarpıntı


kusmak istemiyor sada


düz koşu kalsada


yağmur arıyorum kiralık


borcu düşünemiyorum..belki alacaklıyım hayata


yağsada..yağsada


semiz zamandır bu böyle


kan uyku sada


sada


kalbe arıyorum bir başka zan


altında fitleşmiş kalsada kalsada


zehir tüccarları az demin



sese can arıyorum..cansada..cansada


bulanmış beterinden


hayatın çirkli yüzü


düş çadırlarından konaklasamda..bir nehir gölgem olduğun bulutun


açık tut şemsiyen


temmuz kararmasın


aksada


aksada


sada


yangınlardan çıkmış bir kor hala


yangınlara eğilmemiş çam


sada


sada



kalbime kiralık çarpıntı arıyorum


kusmak için yüzüne



Hüseyin Bozkurt

içimin aşk çocuğu baldırıçıplak

maraton koşucusu

duygusal takılma ne olur

her şeyden nem kapıyorsun

buğulanıyorsun cam önü

bu yarış bitmez..tavşanlara inanma

onların önünde havuç durur

sen kendine inan yalnızca

tek başına doğurmuş annen

usta koşucunun bir annesi vardır..bir de gölgesini saklamış baba

durmadan hızla..nereye gider otomobiller

yollar ıslak bir hava yağmur besliyor

bir kadının eteğine sıçrıyor kaldırımlar

bir kedi yalnızca seni düşünüyor

akşam mesaisi uzatmalı sevgili

kahve pişiriyor dudaklarından

ve yorgunluk çizen şehir

ah bu şehir yabancı bir göz gibi bakar

simsiyah topuklarından


sana bir gül kadar aklamdım kendimi..gül çünkü kırmızı çalar

sokak başlarında çocuklar

cebimde yaz havası

cebimde harcayacak bir kaç düş

bilyesini ütmüş gelincik

şişeleri geri ver kapak olsun sönen güneşe


yol ardımda mayıs şakası

hurmalar çiçeklenmemiş henüz

senin gözlerin ırmak


gözlerini ısırıyor bir deniz

bir martı çekiştiriyor etini

böyle değildim önceleri

güvercin takılmış saçlarına

telgrafın elimde değil

ne çabuk yoruldun maratoncu çocuk

daha koşacak bi sürü aşk var



Hüseyin Bozkurt

canıma kuş sıktım

canım çok sıkılıyor


ürkek tavırlar aldım beleş

çaldım gecenin saçlarına

gecenin ağzına kaldım

bir kovan dolusu

bal değil..acıya çaldım

dost bildiğim biberi


canım çok sıkılıyor canıma gece sıktım

aktığın zehri


hiç bir şey düşünemiyorum artık

kendimden şüpheli bir buğu kalmış

göz perdelerimin ardında

niçin nemli diyorum kalbin peteği

gagaları doğrultmuş tank seyri


içimdeki cinneti akmalıyım gömleğimden

mor kalmış düğmelere

hele biri kırık..çok kırık

kendini göğsümde onarıyor

ey şahika..gülen nar

solmuş yanağım..dağılmış bin parça

ayna beni durmadan sırlıyor

canım çok skılıyor

çok sıkıyor canım kalbime direnen kuşları


bir kuş sıkıyorum gözlerime doğru

kartal pençesi uzandığım yatak

sırtım gövdem tarumar..mermi altı

yan sekiyor durmadan uykularım


canım çok sıkılıyor..gergin bir tını gecenin moru

düğmelerimde kalmış esrarengiz gülüşün

ilikliyorum durmadan sonsuz dehli

damlıyor..canıyor..yanıyor düştüğüm kuş

seni bir kuşun ağzıyla vuruyorum..canıma bir çok kuş sığmış

gece yarasa ve gözlerin bir kadeh tutuşturmuş

ölümüme dikleniyor


canım çok sıkılıyor..kuş sıkıyorum canıma

terli at soluyor yanağın..dişlerinde

günbe gün eriyor dudakların

yazasım gelmez kırlara

kuşlara selam sormaz gençliğin


kaç kez konakladım yurdumda..acıdan gömlek giyilmiş

göçürümken ..uzatmalı yasta demişler

özgürlük denen türkü


ah..dilimin onca şakıması..yalan değil

kızıl şerbetini içimişim acıların


bana güz günleri çalma ne olur

bahar içimde kıyamet

vuruşurum tuzsuz teninde..ölürüm kalbine ülkenin

isimsiz bir ülke kaldıysa adım

şiire lanet okurum..ya doğduğuma ilenir ahirim


yılkı değilim..sıkı dişlerim bir avuç toprak

yelesinde özgürlüğüm nal toplar


savrulurum dilden dile

vurulurum ilden ile


ah be solgunluğum

ah yorgunluğum

teri at gibi


bir gün sevişirken kuşlarla

üveyikten bilin

turnalar teleklerinde bir ölü taşır..ah dilim


seni bir ağzın sularına veririm



Hüseyin bozkurt

av'a ser


av'a ser


w.
sonu vardır çekilen bunca acı Urfa kenarı
bakır kazanında Süleyman’ın

ilmekler atmış
tutunduğu hayat:kasıklarında

sancı Fırat’ın doğduğu yurt

x.
göz saklar kurumuş bağlara
güneye varan yağmur
aşk hizası çekili dal
dudak payına kum

y.
Yasa :beyazın savrulduğu gece
kenarı süs olmuş Fırat

z.
demirci baş kaldırır sevdayı
dicleden gemi almış

a.
Eteğe sarı dökülür şafak..

b.
Son kiracı Süleyman aşkınlığında
d.
sal beni sulara kızıl toprak


şiir söz aldı:sesi karacadağ..durgun akşamların akarken rengi..çarşaflara yiten gür uyku
dedi ki yalnızlığa
sayıkla:okyanusa açılan döl ağacı
salın ihtişamına teknenin kaynı
içerde çöreklenen mahlep sahlep susamdıkça yuvarlak deyimler ardı

şiirsöz :kırık bir not selülöz
yazılan onca çaba kurumadan klavye kokusu parmaklara..yıkanan çalıklardan geçti balıklar..

şiir sesi:cilo uçursa bahar kalır
yanak kokusu yanık sevda


Hüseyin Bozkurt

16 Haziran 2008 Pazartesi

dişleri sökülmüş gecelerden geldik








dişleri sökülmüş gecelerden geldik..hiç birimiz aslın ötesi

kar yangınıydık


titrekçe dökülen gece renkleri

pul pul kanatlarında kelebeğin

yarının kalıcı şiirleri


sözlerin cümbüşünde denizler..yağdığımız çocukluk lapa lapa

kül nedir bilmeyen dudaklarca

ezgiler yittik


ne ovadan ne sulhtan söz etme

aşk sağalttık yeryüzüne


bir kaç adım geri kaldıkların..beyaz örtü

ak sakallarını sıvazlayan

toz pembe düşüşler

yalnızlığın incecik resmi


dişleri sökük gecelerden geldik..avuçlarda tuz ruhu

tiner kalaylayan örselik

ve sıcak sarhoşluk


dizginler boşalmış atlar gibiydik

uçurum giden


o sonsuz gülün tacında kıpkırmızı

hangi renge açarsa açtık

duyuların beş hali


tecrübeyle sabittir..yaşadık öylesine

bir kaç oyun

tek renk


sonsuzun gizinde düşlerdi..sırtımızda keder denilen

ince deri

sarmaya hiç vakit yokken..ölüleri





Hüseyin Bozkurt

terşi spinoza


terşi spinoza





ahlâkı taştan bilmişsin..özünde yok çamurun

un ufak kurduğu hayat

boş durmaz..yığılır üste kum

kaç beden burmuşsun bıyığı öyle

sapsarı kesilmiş dil


adını yok sun çizgilere bil

kırışık alnı kaldı dünyanın


ab-dooo

teşnisi yalan dünya

tanrılar gütmüş


boşluk varıdı..senden evvel

yoğudu senden sonra

kılçın deri de

avuçların kuş yemi


epey dellenmiş..yaşın

uçmağa ha uçmağa..yaşmağa av-doo


doğrular kanmış


santirik semdi ağuyan söz..tee içine

dışına taşmış boşluğun

durat ayıkları uç

dağ neçe terk ine


şeir dermişsin boylu

şeher gitmişsin ..unutup yokluğunu


ab-doo

ağlamak kalmış.. çocukluğun

gittikçe daralan hayat..gittikçe

kesilen süt..dilin

lal değil..dünya hali

adını soysun dilsiz bıçak


kemere salardın uçluğu

düşmesin deyu çocuk

şom ağız spartadan


guledir mayan..guledir meyen





Hüseyin Bozkurt

28 Mayıs 2008 Çarşamba


şaf


Karartır göklerimi Poseidon
Fırtınalar koparır
Kan kokan denizlerinde
engeller
İstemez ulaşmamı hedefe
Kız oğlan kız
Erkeğini bekleyen kadınıma
Alıkoyar beni yolumdan
Savurur durur bir ülkeden ötekine
Türlü belalar sarar başıma
Yaşatır acıların en derinini
İster ki yitireyim umutları
Vazgeçeyim İthaka'mdan
Karanlık sularına gömüleyim

Sen
Bırakır da vazgeçerim mi sandın
Tanrıça Kalypso'nun hedonizmine tutulur
Günümü gün eder
Evimi kadınımı unuturum mu sandın

Ne senden ne de kötülüklerinden korkuyorum
Uzaklar çekiyor ruhumu
İçimi dolduran heyecan
Yelken açıyor fırtınalara
Başlamalı artık büyük yolculuk

İnançlarım ve tahta bir sal
Daha ne verebilir ki Olympos'lu
Ulaşmak için İthaka'ya
Atılırım bir serüvenden öteki
ne Tepegözler ne de Laistrogonlar
Alıkoyar yolumdan


Hüseyin Bozkurt

7 Mayıs 2008 Çarşamba

tüm anneler için bir senfoni







toprak kokusu yayılan

üzüm bağları

genleri çekilmiş sümer

kargılanmış

derisinde taş evler


ah..mezopotamya göç iskânı

doğurabilirsin içinde taşıdığın isyanı


annemi vurdular yüzümde ..sesi yayılan

kuş sürüleri

ne basra eskisi şen

ne halep küskün yemeni

güneş çocukları..tüm esmerliğiyle

nabulkadnazer..salahaddin eyyubi

bir çırak eskisi gılgamış..yedi yerinde kargı


ninovadan bir taş atsam

düşmez seni

hadi doğur kan revan..hayali

köprüler kur yanağımdan

sana doğru

sen eski diclesin..bulanık akar geçmişin

dizinin dibinde süryani



yasla beni gölgene

saat erken

kalbe kurulu

ellerin nasır dağ havası

gözlerinde kurumuş pınarın

bir gün görsen aktığımı


yüzüm çocuksu değil artık

yüzüm kurak

ortasında vurdular annemi





Hüseyin Bozkurt

gökyüzüne yazacağına eminim


gökyüzüne yazacağına eminim



kederlenen başım

mavi düş çemberi

bunalır bilmediği ellerden

çevrilen bakışları..vesselam


fikirler sokacak yer aramaktan sezilir ikram..özdeyiş latiften

cumbalı evler çatısında kokusu tüterken

baygın sokaklarda toplarım kendimi..


hasretin deşildiği sokak arası

sarnıçlar..boşluğu kaygının..

çeker gibi yürekten sızıları

eğerken sevdaları yumuşacık karnında



hayata bağlı damarımdan çıkıyor sevdiklerim


yazarsan adımı

mavi boşuğun çemberi

isterim isminin yanı olsun

çevrildiğim


gökyüzüne yazacağına eminim..bir şairin bilerek öldüğünü


yazarsan bir akşamüsütü


Hüseyin Bozkurt

altı mayıs


sen ben altı mayıs..öyle böyle kavgalarım..babamdan değil

çaldıklarım ..niçin bu öfke varyantı yağarken

saçlarında yürüsem geçmişe


1.

uzamı sinen simurg

kayalıkları seken sis

yaldızlı ter


uçurum kanar yağız

azdığım şiir

sızıyor mendile

kendi külü

bir göz arıyor savrulmak için



kötülük ediyorsun ..olgunlaşmaya yüz tutmuş

ruhuna

bir kuş kışkırtıyorsun

kanatları geceden




2.

rahatla

bırak hüsranları şairler yazsın ..o geride kaldı

uçurmaya çalış gecenin rengini küle karşı


karşım değil ipekten

ağzın dökülen ben



çoktan unuttum her şeyi

adına şiir dedikleri


ama sen

hep öfke taşıyorsun dizinde

yürüyor titrekçe adımların bana karşı


3.

geldiğim denize sür ayaklarını..annem vahası yüzümün

kulaklarımda çınlayan senfoni..yalnız beni düşündüren

kınalı elleri..gelinliği bestelenmiş bağbozumu..sırtında keder taşıyan yonga

filizlerin savrulduğu harman yeri


mektup olduğun anlara uyandım..savrulan sevdaların ardında


ah..kanmadı yokluğuna şiir diye yazdıklarım..ne bir öfke direndim boşluğa ne de seyirci kaldı deniz

sadece simurga özenen bir martı

kesik çığlıklarını saklayan gece

derin kuyulara bildi..bağır bağır..yorumsuz bir kaç dize

çarpıldı yüzüme şamar ..giderken bıraktığın bir kaç söz

babamdan bildi

annemin yünden saçları


ankara havası..beni başkentin ortasında niçin doğurdun!


dönülmez havasında bozlaklar kır şehir

yeşil giydirdin hep ruhuma

sararan düşlerin kesildiği yaz

bir damla su indiğim kuyu

sebepsiz kurumuş ortancalar


aşkın kollarına vermişim..ağrına gitmesin payım

şiir diye andığım

şişe ışıltısı

sonuç: kırık cam

kalp değil ki sen çarpsın yere


4.

boş dilim avare

şebnem olur

tutarsın çiy.. her yerim

dağdan getirilmiş kar


yaz mayıs deniz..yas mayıs densiz

bana öldüğümü hatırlatan..taze filiz

başucumda sözlendiğin şiirler

üç koldan ağıt..kürtçe seslenen omzun..oy havar

darağacı üç fidan




5.

Ne kadar kışkırtsan da

azaltamazsın

o benim anam yar yüzüm



sakındığım

öz



kuş yüreği

teleklerinde bir kaç söz

uçtuğum

çalıştığım uçmaya



oysa ..düşkündür özgürlüğe

gökyüzü hep ben..bende hep



6.

Aynı dalın elmasıyız..aynı çiğdem dağları

yaprak başlar dökülmeye

aşk tutunmaya yeryüzünde



aynı suyun yatağıyız

çarpıla kıvrıla bir nehir

bin nehir deniz



aynı evin çocukları..aynı oda yatağı

pencerelerde eşit doğar güneş

yoksul uykulara


Hüseyin Bozkurt

şiir seçkisinden




sekonder


Yarattığımız tanrılar
Ruhuna bileyip bıçakları
Kestiler ilkin çocukları

Aşka fısıldadılar baldıran dudakları
Yaşam çalınmış bir taksim doğmamış çocukların

Kral çıplaktı






tayf


Yirmi dört saat düşünürken seni/Boğazıma kan dururdu/Kızıl
Meydanlar/Rengimi solurken/Akı verirdi utancından su

Porselen değil kimliğim/Çabuk kırılan/Düşündükçe seni
Yirmi dört saat /Boşa akardı su




bal'lad


aşınmış dudaklar kırmızı yoksulu
öptüğünüz yerlerden

rengini unutmuş gökyüzü düşer alnınıza
bir ölüm seçersiniz





kalit'a


Parmaklarınızın hafifliği mi sizi böyle kılan
duruluğu ve berraklığı var düşüncelerinizde pınarların

An’ın içinde varlığımız karşılıklı tescilleniyor
Varız işte dedirten sözcükler kıpraşıyor klavye tuşlarında

Kim bilir
özgürlüğü düşünen bir ben yoksulu zamanın




simurg


Dokunulmayanı dokumak ilmek,ilmek
söylenmeyeni susmak bir garip simurg
Ateşin o müthiş dansında uçuşan kelebekler
yarın kanat tozu,bir parıltı göz kamaştıran
Belki gizliden gizli bir köşeye susmuş dillenmeyi bekleyen

Aşk;
o sonsuz ırmağın bitmeyen ve susmayan çağıltısı
A kar su...Kaldır yürüttüğün gemileri....Liman susuz






lübnan sedirleri



Odeysseus çukuru göğsüm
Lübnan sedirleriyle sevişmekte
Bir avuç serinlik dökün üstüne

Kuru dallara sarkan ağustos
Deniz ülkesinden döner yalınayak
Göğsüme tüner kızılgerdanla

Çukurum şerbet Ağustos yanığı

Anne nerdesin

Biliyorum ağzın kuş sesi
Sarıdüğün çiçekleri
Üstünde lübnansedirleri

Güvercinler çağırır bomba altında
Ölüler ülkesi





top'tan


çizsem avuçlarıma bir kuş orman olur
Rüyalar gök parçası
Bir dağ kırlangıcına sürgün yaşantım

Hiçbir yalan sarılmaz beni
Bir çocuk tırmanır ağzımda yemiş olmaya

Çekince kor söz düğüm
Çekilir ağaç kabuklarına

Yalnız kalır orman

Hangi ana dokunsam
Yatağı değişen bir nehir gölgem


Yağmur sildi götürdü





P’arya

Annemim gözyaşları çoktan babam
Ucu yırtık çorapları

Kardeşim kırık karne
Divitten sökülmüş

Ellerinde tutmuş bir bulut
Geliyor

Bu yağmur dikiş tutmaz
Bu yağmur

Bizim eve benziyor




Hüseyin Bozkurt

bir kış senfonisi..üşütmüş benliğin anatomisi


bir kış senfonisi..üşütmüş benliğin anatomisi







mavi dünyalar biçti ruhum..herkesin bir olduğu

güneşler çizdi asırlarca..yıkanmak için

hiç bir şey keder değil..dinayetinde saklanmış sır

kesik sesler tanıdı çocukluğum..kış üşüdü merdiven

bahar özleyen fincancı katırları


..ah senin kahven baldıran değil..bana yarin dudağı


vursak benliği aramızda..kimin haberi olur

kimin sevdası uçuşur yürekte

çiçeklere ısmarladık allahı

artık kokuşabilir beyaz..hiç saf değil

kapı önlerinde unutulmuş dibek kaldı..yaşanan

piç eskisi

ciğerler su toplamıyor

buz kıran serçeler üşümüyor artık..kutupta aşk yok

insan gemileri..tayfasız..ceviz ağaçlara dalları kardan

yemiş dolu sayrılık

ilkin parmakları kırıyorum..uzunca ağıtlar düşsün

yer inadı bilmiyor..cesetler tanışmamış toprak

her kırık sarmaz kendini..yedi yerinden

uzunca sarkan taşa

bir yaşam kalmış babamdan

herkes bilmiyor öldüğümü..annem karanlık mutfak

bir tas güvercin yemi..üşümüş balkon

yekinir salkım saçak ihtiyar buz..sanki bahar ateşi bağlarda

üzüm toplayan kıvılcım

odun birazdan yeşerecek..çekilecek ateş

ocaktan..bana bir sıcak çay ver zümrüd-ü anka


terli rüyalar gördüm kısık ateş rengi..palamut sıkıldı dişlerim

meşe yaprakları kestim günlerce..uzundığım tene

başaklar çizdim durmadan..

hep bahar gelsin dedi üşümüş çocuk..bahar örter teni

yağmur sonu şehrin ortası

sevgililer okunmuş kitap ..yırtık sayfası yarım kalmış dudağın

sana gül dermedi kalbin goncası..sana

aşk dermedi yanağımda ..sıkılarak

renk değiştirmedi gömleğim hiç

bir kurşun ıslatarak

gül umudu

hayvanı teninde koruyan vahşi doğa

...

tanıdık sözler geçip gittin..aldırmadın

iğneleyen geceyi dudaklarına


ve sonra kese dolamış

sihir yaratan bacak

çıkarsa ucunda ayaklarımın

..bir şiir yak mum ışığı

titrek bir gölge olursun öptüğüm yere..


kuş olur kar taneleri

savrulan yoksulluk

diz boyu

ellerin bir tutam sarmaşık..bahar düşünen

eski bir dua

toynakları ısıran güneş

aç doyurmaz

çeltik tarlalarına inen su

kesilir ucunda zemheri

buz keser ayaklar yürümüş adam

utancı tarar gökyüzünde


herkes eşit ölmüyor

karnı tok baharlarda

herkes eşit doğmuyor aşka

bana misafir ol

ayak uçlarımda çek soğuğu

üşüyen ben değil diyorum..insanlık

sıcak dişlerinde gerinirken yeryüzü

bir kaç kat yere in..ısınırsın

bir kaç kat eskimiş

bir elbise sarın gözlerine

amcan hatırlanır..sarı bir ışık köpek uluması

çekiştirilmiş etin rol keser hüzünlere


kızgın çölleri suladım içinde dağladım

kızgın yaraları


düşmek için şiire ..elleri çek

kınında..ruh kırmızı

şarap sönerken geceyi

iğneliyor yüzümü

masum bir çocuk

kalbimde taş oynuyor

senin kadar

elleri açık değil

küçük bir evren suratı

tanıyamadığım yıldızlar..çoğalmış

orta yaş bunalımları

kalbi çektim.. kısa boya

bir cüce değil ortalık


dili akla yala lütfen..uzatmalı ıslaklık kalsın aramızda

her bir şey olduğu değil söylemin..içini boşarken kara yağız

bir gök gürültüsü

sıkılır avuçlarımda büyüdüğüm çocuk


gece derilir seslere..yağmur kesilir..etin

niçin siyah..gözlerin eşlik eder suyu

bir bakraç salınan ip


masallardan çıkmalı maskeleri uçurup

düşmeli bir yüzün eteğinden

kan eğil

değil can

ıstırabı titreyen ışık

yüz yüze aramızda

davet edilmiş renk


tutunabilir dilin camına sarkan kış


nesneler biçimliyor ağdığı

serin yaz gecelerini

kıskanan kısa boylu dev


yangın kulelerinde savrulan tipi

şarabın bittiği an

kalemi kırsın..şiir öleceğim ..sevgili


bir kaç satır kalan gökyüzü..bir kaç defne yaprağı

aramızda





Hüseyin Bozkurt

http://www.HBozkurt.blogcu.com

http://utkucem.blogspot.com

28 Nisan 2008 Pazartesi

şeker kâğıdı




şeker kâğıdı



sek sek oynayan kalbime

ceza veriyor attığın bakış

yüksek kibir andante..bir düş içinde

sıralı dövizler sessizliği..uzun yokuş tırmanırken güneş

seyirci boyları

yakamda incecik terk


çizgiler boyu yalpalıyor kurduğum hayal

durup anlıyor hiç içimden geçerek

bir kaç derin mec sıkışmışken buklelerin

sarmalayan hüznümün artığı

bir dost arıyor üşürken yıldızlar

ardımda ayak izleri..çabuk unuttuğum ateş

kalbinin yarısı bendeyken


şiirler deren suyun komşusuydum..inanmıyorum artık

temizliğe bir karış sakal tutarken

içimde derin fırtınalar gök süzlerin inadı

helezonik kaygılar küserken biçim

sarıp sarmalıyım artık serkeşliği

bir şeker kağıdında


yaz diyen kalabalığın boyuna sürdüm

kimsesiz şiirleri

artık uslanır içimde nehirler

çocuklar sustuğu zaman

..bir mola ver..oyuna ilk sen başla

sevinçler küslükler biçim ararken


dönüyor dünya durup düşünürken..

düşünceler kurtluyorum kalbinin kutusunda

her oyunda öfkeli..bir sabır çatlıyor bakışların

artık umurumda değil yazdırdıkların..okursa mektebin bacaları

şiir ayak kurulur

hüzünlerim bayram yeri

oyuncakçı dükkânı


idamım kalbin ortası olsun..yazdığın abeceye

as beni harflerinden






Hüseyin Bozkurt

BULUT OL HAVADA


BULUT OL HAVADA



Ruşen Hakkı'ya


Yaşamak uzun bir savaş soylu
Kasırgalar patlayan gövden
Uzun tut ellerin değmesin
Boylu mendile düşürdüğün iz

Herkes alnının meydanına nöbet
Che miğfer açmış gövden
Saksısıdır sulanan geçmişin

Tut ki ağdasız bir sabahı
Uyandırmadan üflersen içine
Suya iner birazdan akşamlar

Yaşamak suda bir sıçrayış
Derin koşu
Eller bayrak havada

Sen de kuşan öfkeni
Bulut ol havada



Hüseyin Bozkurt

http://www.HBozkurt.blogcu.com

minkale


minkale

Karanfil yürürmüş od’a ve suya..kalbin:sustalı çarşı
bir başka şarkı kepenk dili rüzgâr.. otel kapısı arayan vitrin
yabancı yüzlerin konakladığı esrarengiz uyku..var git ucunda
en fazla aşk var..kılını kırksan dökülür
kepenge özgürlük pörsük memelerin

başkaldıkça uçsuz ovan..çekip gittiler bir çok intiharı
Pazar yeri uykusu:kan sepeti,kolun taktığı yüzük

Hüseyin Bozkurt
http://www.HBozkurt.blogcu.com

incluides


incluides







serzeniş inciler dökümü kabukların
sarı sıcak geçitlerinde gösterisi
yara deşilmeden çerağ sımsıkı
alevi aldınız örtün üstünü kürü

sarın usulcacık boynu kırık abdal zamanın
yükü kalmadan sırın omzuna
belin ve bilen mayna karsan surunda
oynacık dişlerini saklar avuçlarında

gelen gitmiştir mûrur zaman güçlenirken
kaybı itlaf hali deva gelmiştir

Sarın kısacık pasla çevrini tutmaya göl
mani değil kadim turhal ahvali







Hüseyin Bozkurt

tuvaz


tuvaz

1.
beni hiç olmadın yağmur kadar..telaş sürmedin tarlalara

Küçük bir oyun..ne kıymeti var..Arkadya
Memelerin dağ taş

2.
Soyun orman kadar
Suç olmadı tuttuğun dal

3.
Kuş sesleri birikir heyben..kasıklar

4.
Ay tozunca düşler saman alevi

5.
Seni hiç olmadım is gibi camlara..yaz yaz


Hüseyin Bozkurt

iKiZ


iKiZ

Düğmelere çözülen sır
Kaçak mor menevişe

Seslendi yaka : çitile
gülümseyiş : beyaz bir leke

Azar gövdesi teştin
Kıracak inadı
Köpürür su

Ey ömür kirini çek
Elin : kaza süsü

Firkat susmaz bir çığlık
Ne yöne baksan : yüzü


Hüseyin Bozkurt
şiiri özlüyorum sayı:19

mile'NA





ağırlığın yansıyan gözlerinin nurudur..ah milena
dalgalı saçlarına deniz sürmüşsün

bilirsin deniz olmamış çocukluğum
aşrı ülkeler taşır gözlerinden

kutupta hayallerim
eskimo kılığı

dudaklarım buz
dudaklarım çisenti amazonların

oysa yerli bir düşe gelmeliydin
Türkçe kürtçe karışıp

bir kuzunun gözlerinde uyutup fıratı

kan akmayan saatleri takmalıydın koluna

ah..milena..varlığın rüyalarımı delen fırat
akmayan kan



Hüseyin Bozkurt

Agire


Agire


İçindeydiniz yakut bir akşamın
Doğrularıma geldiniz

Dağlara düşündüm
Geceye solan ateşböceklerine
Suya düşündüm serinliğini

Su yalnızca okurmuş teni
Değdikçe ışıl gözlerin yamacımda
Yakuti bir sessizlik düşündükçe seni

Siz orda içindeydiniz yakut bir akşamın
Gözlerin doğruladığı yalanlar içindeydiniz


Hüseyin Bozkurt

siGa


siGa

gülümsemek için vardır kırmızı
surat asmak için değil giyinen sabah
siz öyle uyanın usul usul
uyandırmadan kırmızıyı içimde

siz de bitmeyen bir cevher ve görünmeyen
bir dil s-adı abadan ve İsfahan geçerken kervan
benim yolumda dizili kervan kırk harami
bir yığın gelirken sana gülüş
çalıp gittiler

al bohçamda senin için bunca kahkaha bunca gülüş
açarsan tenini gözyaşım durur..


Hüseyin Bozkurt

http://www.HBozkurt.blogcu.com

küs çiçeği açmadı sancı..her can bir kule





küs çiçeği açmadı sancı..her can bir kule







bulanık şafaklar doğdu kimliği

serin yazgılar sarı ışıklar

karşılığı olmayan yüzlere kaldı

saydı sayılmadı ten boyu


beyaz yaşayabilir.. insan ikinci mevki

düşün..yılgının kollarında sararan

mavi yıldız..genç kuşak çeşnisi

güneş ayılabilir sevmekten

yüzünün bağ yerini

akabilir ayrıksı çeşmelerden bir tutam göz yaşı

tuz bildiği değil annenin kına elleri


masallardan çıkan bir su sanki

arkları çimen yavrusu


köz kalabilir.. göğsünün kalıbı..su yanabilir

ey bu resmi gören ceviz yaprağı

başında salınan bulut

mührü kazımış

dil altında dinmeyen yaralı sözcük


hiç değil inandığın yüz..belki ben geçen dar sokak

oyundu bilmem cezalı

saklanmış ceviz ağacında ev

dört yan sessizlik uğultusu

kulaklarda inanmadığın gülüş

diş çekebilir karnından


düş kaçabilir çorabın ucundan..güz taşabilir sıcağından

haydi yürü oluktan kesilmiş rüzgâr


her şey ıskalamış..bir bir..kendine kavuşmuş sıkılgan ıslık

kara gün dostu dediler

hiç korkmadı sahanlığı sekerekten

konuş bildi düş avluları

kocaman güvercin gözü


aşk mavi küpe kulağında salınan

gezen tırnakların acı şimdi

uç beni sarındığın yastıktan..kalbe inen kör hançer gözleri


bir kızım olsun istedi bu göğ..bakırdan sini

ey zeynep..taşan yıldızların uzak sesi

avuçlarında parlayan tutuş

ey aşk kıvılcımı sözlerin

derin kuşkular kesen

cennet ..ayak ucunda sahte bakıcı


saçlarında bağladı yetimliğe..toprak çilesi bildi

sarındığın fistan..sadece sarıyı kesen

mavi..bir ışıldık yüzdüğün desen


gönlün sultası ademden geçti..şehirler öldü bilinmekten

ayak izleri silinince coğrafya

tarih and olsun aşkın olacak..aşk yazacak çocuk dilleri

ceviz dalına

erken inen bir bulut yağmayacak

çakıyı kuş dili sayan kalp


havalanıp yüreğe doğru

aradı taradı kör sular..dudaklar çivit rengi


acem ellerinde konuşan dil ..şeriati

ya ali keskin kınından sevda ateşi düş




Hüseyin Bozkurt

keleng




keleng


Salınan ipin
Gölgesi ağırlık yapar

Omuzda kuş sesleri hafifliği
Bir eski yüz

Sürer gövdesini
Sazlıklara rüzgâr biçen köylü

Parmakları taş tozu
Yer yer dağılan tarih
Yakası açılmamış küfür

Kayalıklara inmiş
Birkaç kat giyinik gökyüzü

Fışkırır ceninden

Yol boyu aşk
Çamur deryasında sıyrılan hüküm

..ah ..sebebi sönük yıldızlar



Hüseyin Bozkurt

insan hep dağ gider bulutlara


26/2/2008 ·

insan hep dağ gider bulutlara



ha varmış ha yokmuş yaşam yelpazesi

radyo..ajanslarda geçti adım.. ilk ve son tesciliydi varlığım

boynu bükük kaldı kaza süsü verilmiş cinayetim



bir kaç metre bildim gözyaşlarımı silen kefenin

ucuz işgücünden geçtiğini

elim bir sancak virtüözü

zulada kemanî ninniler eşliği

salacakta bir sıra parmak kadar

sevdiğim..başımda dost kargalar



ha patlamış bir çıban ifriti ha çekilmiş bıçak serinliği

alaca yuvarlanırken başım üstünde dönme

dolap ..dolap beygiri

döndükçe pirelenen kibirlik senfonisi

hain bir düş hikâyatında

delip geçer cesedim bağrını..

uzak bir kasaba taşır konduğum şehre



insan hep dağ gider bulutlara



yüreğim çekilir kırlangıç koylarına etim lime lime

beyaz bir çılgınlık seğirtir musalla



cami avlusu gözlerime

korkusuzca tüner kuşlar..döndüm kıbleme..ey hak

bu serencamda kuşlar ruhumun tineriymiş

kedersiz kediler parsellemiş çevremi

kuşlar kediler fukara öykü sebeplenir

serhoşluğu içen hallerim



deniz çekilir gittikçe

yüzeyi çizen martı..med cezir

ayın hükmettiği gerçekliği ışığa serdim..izafi

tatlar altında baldan dönme kumsallar

sandal sanılır salınımlar salacakta destanım



ilk ve son kez dokundum bir kedinin tırnaklarıyla

üstümde gökyüzü bir çocuk kanıyor



ha yazılmış ha okunmuş dualar ardımdan

şiirler retorik..kıyas biçimleyen dizeler


Hüseyin Bozkurt

ölüm ayrılık olur..sevseydim keşke


ölüm ayrılık olur..sevseydim keşke


5/3/2008 ·





kırıldığım taraftan uyanıyor sancı ..saçlarım erkenci telaşında saçak

gün boyu methiye halinde serçe..ince narin elleri

yana yakıla ürperiş sergiliyor baktığım sokaklar..ben miyim bir tek sorumlu

ayak izlerimden geçen ölümler


ölüm ayrılık olur

olmasaydın


bekleyiş uzun bir hal alır karışır gövdem

omuzlarım silker

ateşböceklerini

teselli..yabancı bir hüzün eli..sokak lambası bu denli keder sömürmezdi


uzanır yokluğum yokluğuna.. boydan boya kesilir karanlık..dudak

ayrılık olur..olmasaydın keşke


bayır aşağı adımlarım saat tıkırtısında

otların biçimlediği suret

halıcı kuşlar gördü yemenisinde

ölüm ayrılık olur..uçsaydı


çalakalem sevdiğim adlar geçti göz kuşağımdan..gözlerim niçin kan ..ismin geçerken

ruhumun dipleri fırtına kayış dağı erkenden

yokluğun yüksek kaya..yokluğun gidemediğim orman

seçilir tek tek kayınlar burnumun kıyısında

derin koku

derin sızılar uyandığım çarşaf


şüphe'm ..müphem karışık bir ses her şey yeniden başlar

acıkan yara:
tuz

bahçe döner bahçeliğine

ağaç dalına

gülüne gonca

suyuna dokunur deniz

taşına döner dağ

kış bohçası bahara elma yanaklar çizer

fırında kurabiye ellerin

parmakların tenin terin

küstüğüm bütün şarkılar canlanır petunya

saksı bozar oyunu kelebek seli:

camlar ..gözlerim incelir dere

akar sonsuzluğum akar suyum..


ölüm ayrılık olur..sevseydim keşke








Hüseyin Bozkurt