28 Mayıs 2008 Çarşamba


şaf


Karartır göklerimi Poseidon
Fırtınalar koparır
Kan kokan denizlerinde
engeller
İstemez ulaşmamı hedefe
Kız oğlan kız
Erkeğini bekleyen kadınıma
Alıkoyar beni yolumdan
Savurur durur bir ülkeden ötekine
Türlü belalar sarar başıma
Yaşatır acıların en derinini
İster ki yitireyim umutları
Vazgeçeyim İthaka'mdan
Karanlık sularına gömüleyim

Sen
Bırakır da vazgeçerim mi sandın
Tanrıça Kalypso'nun hedonizmine tutulur
Günümü gün eder
Evimi kadınımı unuturum mu sandın

Ne senden ne de kötülüklerinden korkuyorum
Uzaklar çekiyor ruhumu
İçimi dolduran heyecan
Yelken açıyor fırtınalara
Başlamalı artık büyük yolculuk

İnançlarım ve tahta bir sal
Daha ne verebilir ki Olympos'lu
Ulaşmak için İthaka'ya
Atılırım bir serüvenden öteki
ne Tepegözler ne de Laistrogonlar
Alıkoyar yolumdan


Hüseyin Bozkurt

7 Mayıs 2008 Çarşamba

tüm anneler için bir senfoni







toprak kokusu yayılan

üzüm bağları

genleri çekilmiş sümer

kargılanmış

derisinde taş evler


ah..mezopotamya göç iskânı

doğurabilirsin içinde taşıdığın isyanı


annemi vurdular yüzümde ..sesi yayılan

kuş sürüleri

ne basra eskisi şen

ne halep küskün yemeni

güneş çocukları..tüm esmerliğiyle

nabulkadnazer..salahaddin eyyubi

bir çırak eskisi gılgamış..yedi yerinde kargı


ninovadan bir taş atsam

düşmez seni

hadi doğur kan revan..hayali

köprüler kur yanağımdan

sana doğru

sen eski diclesin..bulanık akar geçmişin

dizinin dibinde süryani



yasla beni gölgene

saat erken

kalbe kurulu

ellerin nasır dağ havası

gözlerinde kurumuş pınarın

bir gün görsen aktığımı


yüzüm çocuksu değil artık

yüzüm kurak

ortasında vurdular annemi





Hüseyin Bozkurt

gökyüzüne yazacağına eminim


gökyüzüne yazacağına eminim



kederlenen başım

mavi düş çemberi

bunalır bilmediği ellerden

çevrilen bakışları..vesselam


fikirler sokacak yer aramaktan sezilir ikram..özdeyiş latiften

cumbalı evler çatısında kokusu tüterken

baygın sokaklarda toplarım kendimi..


hasretin deşildiği sokak arası

sarnıçlar..boşluğu kaygının..

çeker gibi yürekten sızıları

eğerken sevdaları yumuşacık karnında



hayata bağlı damarımdan çıkıyor sevdiklerim


yazarsan adımı

mavi boşuğun çemberi

isterim isminin yanı olsun

çevrildiğim


gökyüzüne yazacağına eminim..bir şairin bilerek öldüğünü


yazarsan bir akşamüsütü


Hüseyin Bozkurt

altı mayıs


sen ben altı mayıs..öyle böyle kavgalarım..babamdan değil

çaldıklarım ..niçin bu öfke varyantı yağarken

saçlarında yürüsem geçmişe


1.

uzamı sinen simurg

kayalıkları seken sis

yaldızlı ter


uçurum kanar yağız

azdığım şiir

sızıyor mendile

kendi külü

bir göz arıyor savrulmak için



kötülük ediyorsun ..olgunlaşmaya yüz tutmuş

ruhuna

bir kuş kışkırtıyorsun

kanatları geceden




2.

rahatla

bırak hüsranları şairler yazsın ..o geride kaldı

uçurmaya çalış gecenin rengini küle karşı


karşım değil ipekten

ağzın dökülen ben



çoktan unuttum her şeyi

adına şiir dedikleri


ama sen

hep öfke taşıyorsun dizinde

yürüyor titrekçe adımların bana karşı


3.

geldiğim denize sür ayaklarını..annem vahası yüzümün

kulaklarımda çınlayan senfoni..yalnız beni düşündüren

kınalı elleri..gelinliği bestelenmiş bağbozumu..sırtında keder taşıyan yonga

filizlerin savrulduğu harman yeri


mektup olduğun anlara uyandım..savrulan sevdaların ardında


ah..kanmadı yokluğuna şiir diye yazdıklarım..ne bir öfke direndim boşluğa ne de seyirci kaldı deniz

sadece simurga özenen bir martı

kesik çığlıklarını saklayan gece

derin kuyulara bildi..bağır bağır..yorumsuz bir kaç dize

çarpıldı yüzüme şamar ..giderken bıraktığın bir kaç söz

babamdan bildi

annemin yünden saçları


ankara havası..beni başkentin ortasında niçin doğurdun!


dönülmez havasında bozlaklar kır şehir

yeşil giydirdin hep ruhuma

sararan düşlerin kesildiği yaz

bir damla su indiğim kuyu

sebepsiz kurumuş ortancalar


aşkın kollarına vermişim..ağrına gitmesin payım

şiir diye andığım

şişe ışıltısı

sonuç: kırık cam

kalp değil ki sen çarpsın yere


4.

boş dilim avare

şebnem olur

tutarsın çiy.. her yerim

dağdan getirilmiş kar


yaz mayıs deniz..yas mayıs densiz

bana öldüğümü hatırlatan..taze filiz

başucumda sözlendiğin şiirler

üç koldan ağıt..kürtçe seslenen omzun..oy havar

darağacı üç fidan




5.

Ne kadar kışkırtsan da

azaltamazsın

o benim anam yar yüzüm



sakındığım

öz



kuş yüreği

teleklerinde bir kaç söz

uçtuğum

çalıştığım uçmaya



oysa ..düşkündür özgürlüğe

gökyüzü hep ben..bende hep



6.

Aynı dalın elmasıyız..aynı çiğdem dağları

yaprak başlar dökülmeye

aşk tutunmaya yeryüzünde



aynı suyun yatağıyız

çarpıla kıvrıla bir nehir

bin nehir deniz



aynı evin çocukları..aynı oda yatağı

pencerelerde eşit doğar güneş

yoksul uykulara


Hüseyin Bozkurt

şiir seçkisinden




sekonder


Yarattığımız tanrılar
Ruhuna bileyip bıçakları
Kestiler ilkin çocukları

Aşka fısıldadılar baldıran dudakları
Yaşam çalınmış bir taksim doğmamış çocukların

Kral çıplaktı






tayf


Yirmi dört saat düşünürken seni/Boğazıma kan dururdu/Kızıl
Meydanlar/Rengimi solurken/Akı verirdi utancından su

Porselen değil kimliğim/Çabuk kırılan/Düşündükçe seni
Yirmi dört saat /Boşa akardı su




bal'lad


aşınmış dudaklar kırmızı yoksulu
öptüğünüz yerlerden

rengini unutmuş gökyüzü düşer alnınıza
bir ölüm seçersiniz





kalit'a


Parmaklarınızın hafifliği mi sizi böyle kılan
duruluğu ve berraklığı var düşüncelerinizde pınarların

An’ın içinde varlığımız karşılıklı tescilleniyor
Varız işte dedirten sözcükler kıpraşıyor klavye tuşlarında

Kim bilir
özgürlüğü düşünen bir ben yoksulu zamanın




simurg


Dokunulmayanı dokumak ilmek,ilmek
söylenmeyeni susmak bir garip simurg
Ateşin o müthiş dansında uçuşan kelebekler
yarın kanat tozu,bir parıltı göz kamaştıran
Belki gizliden gizli bir köşeye susmuş dillenmeyi bekleyen

Aşk;
o sonsuz ırmağın bitmeyen ve susmayan çağıltısı
A kar su...Kaldır yürüttüğün gemileri....Liman susuz






lübnan sedirleri



Odeysseus çukuru göğsüm
Lübnan sedirleriyle sevişmekte
Bir avuç serinlik dökün üstüne

Kuru dallara sarkan ağustos
Deniz ülkesinden döner yalınayak
Göğsüme tüner kızılgerdanla

Çukurum şerbet Ağustos yanığı

Anne nerdesin

Biliyorum ağzın kuş sesi
Sarıdüğün çiçekleri
Üstünde lübnansedirleri

Güvercinler çağırır bomba altında
Ölüler ülkesi





top'tan


çizsem avuçlarıma bir kuş orman olur
Rüyalar gök parçası
Bir dağ kırlangıcına sürgün yaşantım

Hiçbir yalan sarılmaz beni
Bir çocuk tırmanır ağzımda yemiş olmaya

Çekince kor söz düğüm
Çekilir ağaç kabuklarına

Yalnız kalır orman

Hangi ana dokunsam
Yatağı değişen bir nehir gölgem


Yağmur sildi götürdü





P’arya

Annemim gözyaşları çoktan babam
Ucu yırtık çorapları

Kardeşim kırık karne
Divitten sökülmüş

Ellerinde tutmuş bir bulut
Geliyor

Bu yağmur dikiş tutmaz
Bu yağmur

Bizim eve benziyor




Hüseyin Bozkurt

bir kış senfonisi..üşütmüş benliğin anatomisi


bir kış senfonisi..üşütmüş benliğin anatomisi







mavi dünyalar biçti ruhum..herkesin bir olduğu

güneşler çizdi asırlarca..yıkanmak için

hiç bir şey keder değil..dinayetinde saklanmış sır

kesik sesler tanıdı çocukluğum..kış üşüdü merdiven

bahar özleyen fincancı katırları


..ah senin kahven baldıran değil..bana yarin dudağı


vursak benliği aramızda..kimin haberi olur

kimin sevdası uçuşur yürekte

çiçeklere ısmarladık allahı

artık kokuşabilir beyaz..hiç saf değil

kapı önlerinde unutulmuş dibek kaldı..yaşanan

piç eskisi

ciğerler su toplamıyor

buz kıran serçeler üşümüyor artık..kutupta aşk yok

insan gemileri..tayfasız..ceviz ağaçlara dalları kardan

yemiş dolu sayrılık

ilkin parmakları kırıyorum..uzunca ağıtlar düşsün

yer inadı bilmiyor..cesetler tanışmamış toprak

her kırık sarmaz kendini..yedi yerinden

uzunca sarkan taşa

bir yaşam kalmış babamdan

herkes bilmiyor öldüğümü..annem karanlık mutfak

bir tas güvercin yemi..üşümüş balkon

yekinir salkım saçak ihtiyar buz..sanki bahar ateşi bağlarda

üzüm toplayan kıvılcım

odun birazdan yeşerecek..çekilecek ateş

ocaktan..bana bir sıcak çay ver zümrüd-ü anka


terli rüyalar gördüm kısık ateş rengi..palamut sıkıldı dişlerim

meşe yaprakları kestim günlerce..uzundığım tene

başaklar çizdim durmadan..

hep bahar gelsin dedi üşümüş çocuk..bahar örter teni

yağmur sonu şehrin ortası

sevgililer okunmuş kitap ..yırtık sayfası yarım kalmış dudağın

sana gül dermedi kalbin goncası..sana

aşk dermedi yanağımda ..sıkılarak

renk değiştirmedi gömleğim hiç

bir kurşun ıslatarak

gül umudu

hayvanı teninde koruyan vahşi doğa

...

tanıdık sözler geçip gittin..aldırmadın

iğneleyen geceyi dudaklarına


ve sonra kese dolamış

sihir yaratan bacak

çıkarsa ucunda ayaklarımın

..bir şiir yak mum ışığı

titrek bir gölge olursun öptüğüm yere..


kuş olur kar taneleri

savrulan yoksulluk

diz boyu

ellerin bir tutam sarmaşık..bahar düşünen

eski bir dua

toynakları ısıran güneş

aç doyurmaz

çeltik tarlalarına inen su

kesilir ucunda zemheri

buz keser ayaklar yürümüş adam

utancı tarar gökyüzünde


herkes eşit ölmüyor

karnı tok baharlarda

herkes eşit doğmuyor aşka

bana misafir ol

ayak uçlarımda çek soğuğu

üşüyen ben değil diyorum..insanlık

sıcak dişlerinde gerinirken yeryüzü

bir kaç kat yere in..ısınırsın

bir kaç kat eskimiş

bir elbise sarın gözlerine

amcan hatırlanır..sarı bir ışık köpek uluması

çekiştirilmiş etin rol keser hüzünlere


kızgın çölleri suladım içinde dağladım

kızgın yaraları


düşmek için şiire ..elleri çek

kınında..ruh kırmızı

şarap sönerken geceyi

iğneliyor yüzümü

masum bir çocuk

kalbimde taş oynuyor

senin kadar

elleri açık değil

küçük bir evren suratı

tanıyamadığım yıldızlar..çoğalmış

orta yaş bunalımları

kalbi çektim.. kısa boya

bir cüce değil ortalık


dili akla yala lütfen..uzatmalı ıslaklık kalsın aramızda

her bir şey olduğu değil söylemin..içini boşarken kara yağız

bir gök gürültüsü

sıkılır avuçlarımda büyüdüğüm çocuk


gece derilir seslere..yağmur kesilir..etin

niçin siyah..gözlerin eşlik eder suyu

bir bakraç salınan ip


masallardan çıkmalı maskeleri uçurup

düşmeli bir yüzün eteğinden

kan eğil

değil can

ıstırabı titreyen ışık

yüz yüze aramızda

davet edilmiş renk


tutunabilir dilin camına sarkan kış


nesneler biçimliyor ağdığı

serin yaz gecelerini

kıskanan kısa boylu dev


yangın kulelerinde savrulan tipi

şarabın bittiği an

kalemi kırsın..şiir öleceğim ..sevgili


bir kaç satır kalan gökyüzü..bir kaç defne yaprağı

aramızda





Hüseyin Bozkurt

http://www.HBozkurt.blogcu.com

http://utkucem.blogspot.com