7 Mayıs 2008 Çarşamba

bir kış senfonisi..üşütmüş benliğin anatomisi


bir kış senfonisi..üşütmüş benliğin anatomisi







mavi dünyalar biçti ruhum..herkesin bir olduğu

güneşler çizdi asırlarca..yıkanmak için

hiç bir şey keder değil..dinayetinde saklanmış sır

kesik sesler tanıdı çocukluğum..kış üşüdü merdiven

bahar özleyen fincancı katırları


..ah senin kahven baldıran değil..bana yarin dudağı


vursak benliği aramızda..kimin haberi olur

kimin sevdası uçuşur yürekte

çiçeklere ısmarladık allahı

artık kokuşabilir beyaz..hiç saf değil

kapı önlerinde unutulmuş dibek kaldı..yaşanan

piç eskisi

ciğerler su toplamıyor

buz kıran serçeler üşümüyor artık..kutupta aşk yok

insan gemileri..tayfasız..ceviz ağaçlara dalları kardan

yemiş dolu sayrılık

ilkin parmakları kırıyorum..uzunca ağıtlar düşsün

yer inadı bilmiyor..cesetler tanışmamış toprak

her kırık sarmaz kendini..yedi yerinden

uzunca sarkan taşa

bir yaşam kalmış babamdan

herkes bilmiyor öldüğümü..annem karanlık mutfak

bir tas güvercin yemi..üşümüş balkon

yekinir salkım saçak ihtiyar buz..sanki bahar ateşi bağlarda

üzüm toplayan kıvılcım

odun birazdan yeşerecek..çekilecek ateş

ocaktan..bana bir sıcak çay ver zümrüd-ü anka


terli rüyalar gördüm kısık ateş rengi..palamut sıkıldı dişlerim

meşe yaprakları kestim günlerce..uzundığım tene

başaklar çizdim durmadan..

hep bahar gelsin dedi üşümüş çocuk..bahar örter teni

yağmur sonu şehrin ortası

sevgililer okunmuş kitap ..yırtık sayfası yarım kalmış dudağın

sana gül dermedi kalbin goncası..sana

aşk dermedi yanağımda ..sıkılarak

renk değiştirmedi gömleğim hiç

bir kurşun ıslatarak

gül umudu

hayvanı teninde koruyan vahşi doğa

...

tanıdık sözler geçip gittin..aldırmadın

iğneleyen geceyi dudaklarına


ve sonra kese dolamış

sihir yaratan bacak

çıkarsa ucunda ayaklarımın

..bir şiir yak mum ışığı

titrek bir gölge olursun öptüğüm yere..


kuş olur kar taneleri

savrulan yoksulluk

diz boyu

ellerin bir tutam sarmaşık..bahar düşünen

eski bir dua

toynakları ısıran güneş

aç doyurmaz

çeltik tarlalarına inen su

kesilir ucunda zemheri

buz keser ayaklar yürümüş adam

utancı tarar gökyüzünde


herkes eşit ölmüyor

karnı tok baharlarda

herkes eşit doğmuyor aşka

bana misafir ol

ayak uçlarımda çek soğuğu

üşüyen ben değil diyorum..insanlık

sıcak dişlerinde gerinirken yeryüzü

bir kaç kat yere in..ısınırsın

bir kaç kat eskimiş

bir elbise sarın gözlerine

amcan hatırlanır..sarı bir ışık köpek uluması

çekiştirilmiş etin rol keser hüzünlere


kızgın çölleri suladım içinde dağladım

kızgın yaraları


düşmek için şiire ..elleri çek

kınında..ruh kırmızı

şarap sönerken geceyi

iğneliyor yüzümü

masum bir çocuk

kalbimde taş oynuyor

senin kadar

elleri açık değil

küçük bir evren suratı

tanıyamadığım yıldızlar..çoğalmış

orta yaş bunalımları

kalbi çektim.. kısa boya

bir cüce değil ortalık


dili akla yala lütfen..uzatmalı ıslaklık kalsın aramızda

her bir şey olduğu değil söylemin..içini boşarken kara yağız

bir gök gürültüsü

sıkılır avuçlarımda büyüdüğüm çocuk


gece derilir seslere..yağmur kesilir..etin

niçin siyah..gözlerin eşlik eder suyu

bir bakraç salınan ip


masallardan çıkmalı maskeleri uçurup

düşmeli bir yüzün eteğinden

kan eğil

değil can

ıstırabı titreyen ışık

yüz yüze aramızda

davet edilmiş renk


tutunabilir dilin camına sarkan kış


nesneler biçimliyor ağdığı

serin yaz gecelerini

kıskanan kısa boylu dev


yangın kulelerinde savrulan tipi

şarabın bittiği an

kalemi kırsın..şiir öleceğim ..sevgili


bir kaç satır kalan gökyüzü..bir kaç defne yaprağı

aramızda





Hüseyin Bozkurt

http://www.HBozkurt.blogcu.com

http://utkucem.blogspot.com

Hiç yorum yok: